Kader Postası’nın (2019) Yönetmenleri ile Söyleşi: “Siz İyi Asiste Edersiniz, Erkek Asistanlar Yönetmen Doğarlar”

Dilan Salkaya

Dilan Salkaya Hakkında

1994 yılında İstanbul'da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde sinema okudu, İstanbul Üniversitesi Radyo, Tv ve Sinema Bölümü'nde yüksek lisansına devam ediyor. Fil'm Hafızası, Sinema Terspektif, Berfin Bahar, Rabarba, Hayal Perdesi gibi farklı mecralarda ve dergilerde sinema üzerine yazıları yayımlandı, çeşitli kısa film denemeleri oldu. Cineritüel'de yazmayı sürdürüyor.

Elif Akarsu Polat ve Çiğdem Bozali’nin ilk uzun metrajlı filmleri Kader Postası (2019), 38. İstanbul Film Festivali’nde Seyfi Teoman İlk Film Ödülü adayıydı. Film, küçük bir kasabada yaşayan Zeynep’in büyüme hikâyesine ve kadın olma mücadelesine odaklanıyor. Filmin, on beş yıldır dizi, reklam, film sektörünün içinde olan yönetmenleri ile sette kadın olmaya, kamera arkası çalışma alanında kadının yerine dair sohbet ettik.

“Yönetmen kadın”ın sette var olma mücadelesine, daha önce Su Baloğlu ve Merve Bozcu ile ilk uzun metrajlı filmleri Onun Filmi (2018) üzerinden yaptığımız söyleşide yer vermiştik (https://www.art-his.com/yonetmen-kadin-sette-nasil-var-olur-filmi-2018-uzerine-soylesi/). Kader Postası’nın yönetmenleri Elif Akarsu Polat ve Çiğdem Bozali, “kadın yönetmen” söylemine tepkilerini şu soruyla dile getiriyorlar: “Hiçbir yerde ‘yönetmen erkek’ denilmiyorken biz neden cinsiyetimiz ile işimizi illa aynı cümleye koymak zorundayız?”

Bu sohbet, biraz da yukarıdaki meselenin temel nedenlerini eşeliyor.

Filminizde Zeynep’in hikâyesini kurarken kadına biçilen roller üzerinden yola çıkıyorsunuz. Öte yandan siz de sektörün içerisindesiniz. Kamera arkası çalışma alanında kadının kostüm, makyaj, sanat yönetimi alanlarında yoğunlaştığının farkındasınızdır.

Çiğdem: Kostüm, makyaj, reji… Ama orada da başka türlü bir algı var kadınla ilgili.

Elif: “İyi asistan”. Erkeğin de evini çeviren kadın ya, annelik, eşlik… Hepsi var o roller arasında. Siz iyi asiste edersiniz, erkek asistanlar ise yönetmen doğarlar.

Çiğdem: Onların hepsi birer minik yönetmen adayıyken sizler çok iyi asistanlar olarak hayatınıza devam edersiniz.

Özellikle ana akım filmlerde kadın yönetmenlerin varlığını göremiyoruz. Bu biraz da sette erkeksi otoriteye sahip olma gerekliliğinden kaynaklanıyor. Siz sette benzer bir durum yaşadınız mı?

Çiğdem: O koltuk zaten hep çok erkek. O koltuğa oturduğunuz zaman sizden beklenen davranış da o yönde oluyor. Orada kadına ait hiçbir şey yok. Asistanken her şey çok iyi ama yönetmen koltuğuna oturduğunuz zaman beklenilen her şey erkek olmaya dair.

Elif: Evet, erkek gibi davranmanız bekleniyor. “Ne münasebet, kadınım ve kadın gibi davranarak yönetebilirim”i sürekli ispatlamak zorunda kalıyorsunuz. Bununla o kadar mücadele ettik ki, filmde de bunu görmezden gelmeyi öğrendiğimizi fark ettik. Yine oldu benzer şeyler ama filmimize, çekmek istediğimize odaklandık. Filmi yapmak istediğimizde bile o kadar az inanan oldu ki. Hep söylüyoruz, erkek olsaydık muhtemelen bu filmi çok daha erken çekebilirdik, inananımız çok olurdu.

Başımıza gelmiş bir şey de var. Bir yapımcı elimizdeki bir hikâyeyi senaryolaştırmamızı istedi. Bu bir sokak işiydi, komedi hikâye. Yazdık ama kendi işimizi de çekmek istiyoruz. Konuşurken dedi ki, “Ama bunu siz çekemezsiniz, bu erkek işi”. Ama bu sırada bu bizim hikâyemiz, senaryoyu beğenmiş.

Çiğdem: “Bu erkek hikâyesi” dedi, on saniye sessizlik oldu.

Elif: Gayet net bir cümleyle bunu da duyduk. Karşılaşmaya da devam edeceğiz ama yılmayız (Gülüşmeler).

İlk film olmasından dolayı yaşadığınız zorluklar oldu mu?

Elif: Mesele biraz da kendinizi inandırmak. İlk film karşı tarafı çok korkutan bir şey.

Çiğdem: “İki kadın yönetmen” olmakla ilgili de bir dert oluyor, onu aşmak gerekti.

Elif: Evet, zaten “kadın” etiketi var. İki kişisiniz, bir de kadınsınız. Sette karar alma sürecinin ne kadar sancılı olacağını düşünen gözler gördük.

Çiğdem: Dile getiren de oldu ama tatlı bir şekilde hallettik.

Elif: Bir ekip arkadaşımız “İlk başta çok korkmuştum, çok zor karar alacağınızı düşündüm ama hiç öyle olmadı, böyle bir şey beklemiyordum” dedi.

Çiğdem: Bu aslında bizim sektörde de çok yaşadığınız bir durum. Bir sete girersiniz, işinde iyi olmanın bir ön koşulu da erkek gibi olmaktır. Özellikle reji asistanı olarak girdiğinizde öyle bir tavır ve kostüm beklenir sizden. O iyi olmanın alametifarikasıdır. Kırmızı ruj sürerek iyi asistanlık yapılmazmış gibi bir algı var, eskiden daha da öyleydi. Şükür ki kadınlar arttı sektörde ve bunun öyle olmadığını kanıtladık.

Elif: Evet eskiden hatırlıyorum, hepimiz her an kaya tırmanışına gidecekmişiz gibi giyinirdik. Gerçekten. Nerede çalışırsak çalışalım öyleydik. Ama şimdi öyle değil. Görüyorum bir sürü genç kadın istediği şeyi giyerek sete geliyor. Bu algı kırılmış durumda.

Çiğdem: Çok da hoşumuza gidiyor onları öyle görmek.

Bu erkeksi olma durumunu kanıksamış kadın set arkası çalışanları da var söyleşi yaptığım. Kadının -benzettiğiniz gibi- her an tırmanışa gidecekmiş gibi giyinmesi gerektiğini düşünenler de var. Kadın da kadına bunu yapabiliyor aslında.

Çiğdem: Ama biz kabul etmeyen tarafız. Hayır, ben makyajımı yapıp sete gelirim, erkimi de kurarım, bu ona engel değil. Çünkü o dayatılan, erkek dünyasına ait bir şey. Kendilerine benzeyene en fazla yer veriyorlar.

Elif: Benim de bir çocuğum var ve bu projenin öznelerinden birisidir. Her yerde vardı. Filmin gösterimini soluksuz izledi, iki buçuk yaşında. Kurguda vardı, sette vardı, monitörün yanındaydı… Bütün bu süreci biliyor. Kadınsanız artı bir de çocuklu iseniz fiziksel engeliniz varmış gibi davranılıyor size. Sete gittiğimizde ilk iki gün, “Bittik biz, iki kadın geldi, gençler de, birisinin bir de paçasında çocuk var” şeklinde tedirgin bakışlar vardı. Bir hafta sonra öyle olmadığını anladılar. Çocuğumu yok mu sayacağım? Bu sektörde işinde çok iyi olan bir sanat yönetmeni arkadaşım bana alttan alttan bir mesaj vermişti. Böyle yap demiyor ama, işinde başarılı bir senaristten örnek veriyor. Yedi yıl çocuğunu saklamış. Çünkü bir kadın olarak çocuğu olduğunu söyleseydi çok zor iş bulurdu demeye getiriyor. Bunu yapmak zorunda olan kadını sorgulamıyorum ama bunu bir akıl olarak bana veren aklı gerçekten sorguluyorum.

Çiğdem: Aslında yapanı da sorgulamak lazım. Çünkü buna boyun eğip yapmaya devam ettikçe beklenti oluşuyor ve bu durum devam ediyor. Onun da direnmesi gerekiyor.

Elif: Ben her yerde özellikle çocuğumun ismini geçiriyorum. O tavırlarını göre göre yapıyorum. Biz örneğin sponsorluk toplantılarına gittiğimizde ben bir kenarda kızımı emziriyordum. Bu memlekette siz şuranızdaki bir bebekle çok ciddiye alınmıyorsunuz. Kadın kimliğini yok saymadan, kadın olarak her şeyi yapabileceğimizi göstereceğiz. Her türlü hikâyeyi anlatabileceğimizi de. “Kadınsınız, ne kadar naif bir hikâye anlatmışsınız” kısmı da var. Hayır, canımız bunu anlatmak istediği için bunu anlattık. Bir hikayeniz vardır, o sizin içinizden çıkar ve onu anlatmak istersiniz. Festival jürilerinden yola çıkıp filme baharat ekleyip biraz da şundan koyarak film yapamayız. Bir sonraki filmimiz de yine ne istiyorsak o olacaktır, gönlümüzden gelen.

Deniz Seviyesi (2014) filminin yönetmenleri Nisan Dağ ve Esra Saydam, filmlerini çekerken sette iyi polis ve kötü polisi oynadıklarını söylemişlerdi. Sizin aranızdaki hiyerarşi nasıldı iki kişi olarak?

Çiğdem: Bizde on yıldır beraber bir şey yapıyor olmanın getirdiği şans var. O yüzden kimsenin bir role bürünmesine gerek kalmadı. Sete çıktığımızda her şey o kadar netti ki sorun yaşamadık. Uzun zamandır beraber çalışıyoruz, sette birlikte de çalıştığımız için hazır bir refleksimiz zaten vardı.

Elif: Evde de birlikte yaşarken gizli iş bölümleri vardır ya, konuşmadan. Bizde de öyle şeyler oldu. Bazen iyi ben oldum, bazen Çiğdem oldu.

Sıradaki proje hazır mı?

Çiğdem: Evet. Bizim yazdığımız birçok senaryo var. Yazıp biriktirdiğimiz hikayelerimiz, tretmanlarımız var. Özellikle ikinci film için düşündüğümüz bir hikâye mevcut.

Elif: Yine kadın üzerine.

Cast belirleme sürecinden bahseder misiniz biraz?

Elif: Çocuk oyuncu bulmakta çok zorlandık. Hikâye gereği yetişkinlik halleriyle bir benzerlik de olması gerekiyor. O biraz zaman aldı. Ama castımızla ilgili o kadar içimiz rahat etti ki sete çıkınca. Son dakika aksiliklerine, değişikliklerine rağmen çok iyi geçti. Çok iyi bir ekiple çalıştık.

Erkeksi otorite demişken, karakteriniz Zeynep’in de erkeksi otoriteye sahip olduğunu söyleyebilir miyiz? Halk tabirinde “erkek Fatma” özelliklerini karşılıyor biraz.

Elif: Aslında erkek Fatma olmaması için kostümünden konuşmasına, hareketlerine kadar her şeye dikkat ettik. O yüzden çok az pantolon giydirdik mesela. Zeynep çocukken yaramaz, ergenlikte biraz erkek Fatma ama yetişkinlikte aslında bir kadın. Çünkü ergenlikte kendinizi ifade edebileceğiniz kalıplarınız bellidir. “Abi” diye konuşursunuz. Hem isyanın bir parçasıdır bu hem de o kalıba girmek istemeyen bir kız çocuğunun bir kasabada yapabileceği şey o kadardır. Ama yetişkin olmaya başladıkça kendinize malzeme toplar ve yönteminizin sadece o olmadığını görürsünüz.

Filmin şu anki yolculuğu hangi aşamada?

Elif: Türkiye’de henüz başka bir festivale göndermedik. Filmimizin içeriği ile ilgili doğru festival hangisi olur diye araştırma yaparak yurt dışı festivallerine gönderdik. Şu an dönüşler bekliyoruz.

 

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.