Chernobyl (2019) Dizisinin Düşündürdükleri

Artun Bötke

Artun Bötke Hakkında

2008 yılında İTÜ Makina Mühendisliği'nden mezun olup mesleğini bu alanda hâlen sürdürmektedir. Fil'm Hafızası, Sinema Terspektif gibi internet sitesi ve dergi mecralarında sinema üzerine çok sayıda düşünsel, eleştirel yazıları ve denemeleri yayınlanmıştır. Bir karalama defteri olarak gördüğü artunbotke.com isimli blog çalışmasında ise farklı konularda yazılarını paylaşmaya devam etmektedir.

Üniversitede aldığım “Araçlarda Alternatif Yakıtlar”ın bir dersinde hocamız “Sizce en temiz ve güvenilir yakıt hangisidir ve neden?” diye sormuştu. Herkes aklına ilk geleni söylemiş, hocanın cevabı ise şu olmuştu: Nükleer enerji. Çok sinirlendiğimi hatırlıyorum. Yıl 2007, hatırlamasak da, olayın nedenini bilmesek de Çernobil’den ötürü nükleer enerjiye güvenmiyorduk. Hocamız, Prof. Dr. Doğan Güneş, gayet başarılı şekilde neden daha güvenilir olduğunu nedenleriyle birlikte anlatmıştı.

O dersten beri aklım nükleer enerji konusunda karışıktır. Çünkü yatırılan paraya ve kullanılan malzemeye göre elde edilen enerji, diğer enerji kaynaklarına oranla gayet yüksek. Ayrıca sonsuz denebilecek bir rezerv var. Bunun karşılığında atığı zehirli ve kontrollü imha gerektiriyor. En önemlisi de nükleer tesis her zaman sıkı kontrol edilmeli. En ufak hata çok ciddi felaketlere yol açıyor. Çernobil ve Fukuşima kazaları bunun en bariz örnekleri.

Bu yılın en popüler mini dizisi olan Chernobyl‘i (2019) izlemeye başladığımda da aklımda bunlar vardı. Bu yüzden daha eleştirel bir gözle izledim. Bugüne kadar sorgulamasam da kazanın nedenini ve dizinin bunu nasıl açıklayacağını merak ettim. Bu bakımdan yapım beni tatmin etti.

Empati Kurma Çabası

Öncelikle Chernobyl dizisinin ideoloji, politika gibi sanal kavramlardansa insanı öne çıkarmasını takdir ettim. Dördüncü bölümün sonuna kadar olayın politik çıktılarından ısrarla uzak duruluyor. Mecbur olmadıkça, olayla doğrudan ilişkisi olmayan kişiler kadraja girmiyor. Sadece final bölümünde, mahkeme aracılığıyla olayın sebeplerini tartışmak için olay mahalinden uzaklaşılıyor.

Daima ya olayın içindekiler ya da birincil dereceden etkilenenler gösteriliyor. Etkilenen tesis çalışanları, itfaiyeciler, (santrale çok yakın olan) Pripyat halkı, bilim insanları, madenciler ve dalgıçlar gibi kurtarma ve izolasyon çalışmalarında bizzat yer alanlar ve hayvanlar… Çernobil felaketinden asıl zarar görenleri odağına alıyor yapım, bunlara sebep olanları ikinci sıraya atıyor. Çünkü olan olmuş. Patlama yaşanmış ve tüm bu canlıların yaşamları döndürülemez şekilde değişmiş.

Dizinin başarılarından biri de bence bu empati kurma çabası. Sanki oradaymışçasına izlettirmesi kendini. Mesela dördüncü bölümde patlama kalıntılarını çatıdan temizleme işini doksan saniyelik periyotlarla yapan gençleri görüyoruz. Bu kısacık zamanı aşmaları, yaşamlarının -kısa veya uzak vadede- iflası demek. Böyle bir gerilim altında, içeri gireceği sırada bir gencin takılıp düştüğü sahnede nefesim kesildi ve sanki benim hayatım etkilenecekmiş gibi hissettim.

Chernobyl, teknik açıdan son derece başarılı bir yapım. Senaryonun titizliği ve kurgusu, yönetim, görüntüler, sanat yönetimi, müzik kusursuza yakın. Bu kadar ağır ve ölümle birebir ilişkili bir konuya, başka hiçbir başarılı örneği bulunmazken yatırım yapılması çok şaşırtıcı ve takdire şayan.

Farkındalık

Dizi yayına başlamadan hemen önce tüm TV/stream alemi, fantastik bir dünyada kimin demir tahta kurulacağını tartışırken birkaç haftada 20. yüzyılın en vahim olaylarından biri tartışılmaya başlandı. Tarihteki bu mühim olaya ve olası diğer nükleer -veya daha genel ifadeyle insan eliyle gerçekleşen doğa- felaketlere çekilen dikkat ve bunların hep beraber tartışılmaya başlanması, insanlık ve gezegenimiz için çok önemli.

Eminim biraz duyarlı herkes daha ilk bölüm biter bitmez olayın gerçek sebeplerini internetten araştırmaya başlamıştır. En azından eşimle beraber bir süre araştırdıktan sonra konu üzerinde tartışmaya başladık. Seyircilerin bir kısmı bile bunu yapsa oluşan/oluşacak farkındalığı düşünebiliyor musunuz?

Chernobyl
Photo: Liam Daniel

Tabii farkındalık demişken dizinin Rusya’ya karşı yapılan bir karalama kampanyası olduğu da çokça tartışılıyor. Imdb bile “How Chernobyl Splits Atomic Facts from Fiction (Chernobyl Kurguyla Atomik Gerçekleri Nasıl Ayırdı)” diye bir video hazırladı. Yapımın Rusya ve komünizm karşıtı olup olmadığı bloglarda, sözlüklerde, haber sitelerinde uzun uzadıya tartışılıyor.

Propaganda Eleştirileri

Öncelikle dizi Amerika-İngiltere ortak yapımı olduğu için bu tartışmaya haklı olarak davet çıkarıyor, şüphelendiriyor. Sonuçta kurgusal bir ürün olduğundan her şeyin yüzde yüz gerçek olduğunu sanmak saflık olur. Yapımın dramatik etki için, sehven veya bilinçli propaganda amaçlı birtakım değişiklikler yaptığı aşikâr. Şahsen dizideki SSCB karşıtlığını hissetsem de bunun göze sokulmadığını düşünüyorum. Yukarıda yazdığım üzere, olayın insana ve çevreye etkileri ön plana çıkartılarak politik sebepler ve etkiler geri plana atılmış. Tabii bu tavrı, maalesef taraf tuttuğu gerçeğini değiştirmez. Hele son on yılda Hollywood bariz şekilde propaganda dozunu arttırmışken… (Bu konudaki ayrıntılı yazımı yine bu sitede okuyabilirsiniz: https://www.art-his.com/yukselisteki-hollywood-sag-sinemasi/)

Dizinin bariz bir propaganda olduğunu düşünen yazılar arasında en kafama yatanı ( http://www.ekdergi.com/chernobyl-bir-tartismaya-notlar/), Bornova Bornova (2009) ile tanınan İnan Temelkuran’ın sağduyulu eleştirisi oldu. Temelkuran’ın çok başarılı şekilde örneklendirdiği üzere, kapitalizm kendi eleştirisini kendi yapabilen, muhalefetini de kendi içine alan bir sistem. Maalesef sosyalizm ve komünizm çuvaldızı kendisine batırmaktan aciz. Hâl böyle olunca, otuz üç senedir birkaç belgesel dışında hatırlanmayan bir felaket Hollywood tarafından istendiği gibi kullanılabiliyor. Yapımı öcüleştirmeye çalışan çoğu kişinin itirazları da ölü sayılarının, tarihlerin, bazı sahnelerdeki kompozisyonların gerçeği yansıtmadığından öteye gidemiyor.  Moskova’nın bu vakitten sonra kendi dizisini çekeceğini açıklaması durumu iyice komikleştiriyor ve Hollywood’un yararına oluyor.

Düşünmek istemeyen veya buna yetisi olmayan insanların Chernobyl‘i bir anti-komünizm propagandası olarak göreceği çok açık. Fakat izledikleri üzerine biraz kafa yoran biri, asıl suçlunun komünizm olmadığını rahatlıkla görebilir. Bürokrasinin hantallığı, iş bilmezliği ile hiyerarşinin mutlaklığının getirdiği çürümüşlük, buradaki esas kötü. Çoğu kişi de farkında ki bu çürümüşlük ideolojiden bağımsızdır. Bugün Türkiye, Venezuella, Brezilya gibi sağ hükûmetlere sahip ülkelerde bunun daha aşırısını görüyoruz. Chernobyl‘de patlama sonrası Rus halkının canını feda ederek çalıştığı, hükûmetin de onlara tam destek verdiği gösteriliyor. Sizce aynı patlama 2019’da Türkiye’de gerçekleşse benzeri bir kurtarma ve izolasyon çalışması bu kadar seri yapılabilir mi?

Maalesef hiç sanmıyorum, bu yüzden de Akkuyu Nükleer Santrali’ne karşıyım. Legasov gibi iyi niyetli, dürüst ve bilgili bir bilim insanı ülkemizde bulunsa bile hiçbir politikacının onu değil dinlemek ve sorumluluk vermek, ona danışmayı düşüneceğini dahi sanmıyorum.

Chernobyl dizisinin en mühim başarısı zaten izleyeni düşünmeye sevk etmesi. Bürokrasi, insan eliyle gerçekleşmiş doğa felaketleri, bu felaketlerden etkilenen tüm canlılar, fedakârlık, idealizm, bilimin önemi ve şakaya gelmemesi, gelecek…

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.