Ceviz Ağacı (2020): Babanın Aynasında Kendini Görmek

Dilan Salkaya

Dilan Salkaya Hakkında

1994 yılında İstanbul'da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Bölümü'nde lisansını tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde yeni medya ve çocuk alanında yüksek lisansına devam etti. Fil'm Hafızası, Sinema Terspektif, Berfin Bahar, Hayal Perdesi gibi farklı basılı ve online mecralarda sinema üzerine yazıları yayınlandı. Cineritüel'de sinema üzerine yazmaya devam ederken, Mayıs 2019'dan bu yana Arter'in Öğrenme Programı'nı oluşturan ekiple birlikte çalışıyor.

Faysal Soysal ikinci uzun metrajlı filmi Ceviz Ağacı (2020) 12 Eylül döneminde işkence görüp ölen arkadaşına sessiz kaldığı için bu yükün altında ezilen, sonucunda intihar eden bir babanın oğlunu ana karakter olarak seçiyor. Göynük’te bir edebiyat öğretmeni olan Hayati (Serdar Orçin), bugününü babasından kendisine sirayet eden acı ve pişmanlıklarla sürdürür. Yetişkin bir adam oluncaya dek intiharın sebebini ve geçmişte yaşananları bilmeyen Hayati, o zamana kadar kendisine yönelttiği soruları ilk defa yüksek sesle sormaya yeltendiğinde “dönüşüm”ü de başlar.

Çalıştığı okulda resim öğretmenliği yapan Yaprak’la (Sezin Akbaşoğulları) bitme noktasında bir evliliği olan Hayati’nin annesi de ölüm döşeğindedir. Hem altı yaşında yitirilen babanın hem karakterin tıkanmış hâlinin hem de yitmekte olan eş ve annenin metaforuna dönüşen bahçedeki ceviz ağacı ise kurumak üzeredir. Vaktiyle ceviz ağacında intihar eden baba, Hayati’nin bugünkü çıkışsızlığında merkeze oturur. Kurumakta olan ağacı yeşertmek, Hayati için kendi hayatının anlamını bulmaya, kaybedilen babanın boşluğunu doldurmaya, bir anlamda çökmekte olan evliliğini kurtarmaya, ikinci şansa tekabül eder. Farklı bir yaklaşımla, Hayati karakteri özelinde madunluktan kurtulmaya.

Filmin açılış sahnesinde ya da rüya sahnelerinde, hayal ile gerçeğin iç içe geçtiği sekanslarda Hayati hayata müdahale etmeyen, gören ancak sessiz kalan olarak konumlanır. Üniversite yıllarında âşık olduğu kayıp kadın karşısında yahut yitirdiği babanın gölgesinde hepten topluluğun dışındadır. Kendi deyişiyle bir böcek bile olamayan Hayati, baltayı tutsa sapı kırılır, balık yakalasa üstü başı koktu diye aşağılanır, çivi çaksa parmağa isabet eder, çay doldursa suyu yettiremez. Karısının gözünde bir fareyi bile öldüremeyen, tabiri caizse bir baltaya sap olamayan Hayati, filmin finaline doğru aldığı kararla hayatında ilk defa kendi iradesiyle yaşayacaktır.

Ceviz Ağacı filminin kendine dönük, az konuşan, iktidarsız karakteri üzerinden varoluş, erkeklik ve iktidar tartışması yürütmek mümkün. Evliliğini sağlıklı bir zemine oturtamamış, karısının pasif olmakla suçladığı Hayati, köylüler tarafından da sürekli eksik görülür, alaya alınır. Eşine göz kulak olmayan, “anca yazan” bir okumuş olarak erkekliğini yeterince gösterememekle suçlanır. Taşra toplumunda iş ve statü sahibi, bedensel açıdan sağlıklı ve güçlü, heteroseksüel, kadını diğer erkeklerden koruyan, bakan, gözeten, cinsel iktidar sahibi şeklinde özetlenebilecek bir erkeklik kurgusu vardır (Uçan, 2017:5). Hayati ise taşralıların gözünde eksik erkekliği temsil eder. Okumuş bir entelektüel olarak taşranın baskıcı iklimiyle hayali kurulan büyük şehir arasına sıkışan Hayati’nin erkekliği de bu ara konumda şekillenir. Eşini mutlu edememe, ona verdiği taşradan gitme sözünü tutamama, yeni hikâyeler yazamama, geçmişe takılı kaldığı için bugünü yaşayamama hâli, eksik baba motivasyonunun altını çizer. Filmde geçmişte yaşananlar, kaybedilenler, bir baba-oğul hikâyesine aktarılarak anlatılır. Umut Tümay Arslan’ın (2005:10) ifade ettiği gibi erkek kahramanın geçmişi ve geleceği, baba-oğul ilişkisinin geçmişi ve geleceğidir. İster çoktan ölmüş olsun, ister sonradan kavuşulsun, isterse filmin sonunda öldürülsün, baba, başlangıçta, benliğin ortaya çıkışında hep yoktur ya da eksiktir. Hayati için de durum benzerdir.

Hayati için istikrarsız ve iktidarsız erkekliğin düzene kavuşması, filmin son dönemecinde üstlendiği cinayet olayında temellenecektir. Yaprak’ın Hayati’yi terk etmesinden sonra ormanlık alanda bir kadın cesedinin bulunması, köy eşrafının kendisine ilk defa saygı duymasına yol açar. Yakın arkadaşı Ahmet (Mert Yavuzcan) ve nişanlısı Serap (Kübra Kip) ise cinayeti Hayati’nin işlemediğinden emindir. Hayati, hayatında ilk kez kendi verebildiği bu karardan ötürü mutludur. İçeri girdiğinde uzun zaman sonra yazdığını tamamlamasıyla nihayet bir anlama ulaşır.

“Filmde taşra, kentli kadın için geçici bir mesken, erkek içinse kaçınılmaz bir yazgıdır.”  

Tüm bu anlatı içerisinde, karakterler için seçilen isimler de simgeseldir. Yaprak, hiçbir zaman yeşeremeyen ceviz ağacına dair beklentiyi ima ederken bir anda çıkıp taşraya gelen Serap, Hayati’nin üniversite yıllarında âşık olduğu ancak bir türlü açılamadığı kadının serabına dönüşür. Ve elbette hayatına dair bir anlamın peşine düşen, hayatla doğrudan ilişkilenen Hayati… Ahmet’in Serap’la birlikte çarşıda açtığı Durak isimli kitabevinin ismi de taşralılıkla özdeşir. Filmde taşra, kentli kadın için geçici bir mesken, erkek içinse kaçınılmaz bir yazgıdır.

Belki de tüm bunlar sanatçının kendi yazgısıdır. Tıpkı parasızlıktan dolayı şair olduğunu söyleyen İsmet Özel yahut bir garip Orhan Veli gibi. Anlaşılamama, materyal dünya karşısında maneviyata sığınma, Yaprak’ın öğretmen arkadaşlarını yeni yaptığı resmi göstermek için eve çağırdığı sahnede yahut öğretmenler odasında geçen resim yarışması tartışmasında belirginlik kazanır. Filmde sanatçının ödüllü olmasının sanatın değeriyle ilişkisi, orijinallikle ilham arasındaki ince denge tartışması, üzerinde durulmaya değer bir başka konu olur. Ancak söz konusu sahnelerde bilinçli olarak tercih edilen sakil diyaloglar tartışmayı derinleştirmede yetersiz kalır, bathosa yuvarlanır. Tam da bu anlarda diyalogların didaktizme kayması izleme zevkini sekteye uğratır.

“Faysal Soysal’ın İran sineması ve şiiriyle kurduğu yakın ilişkiyi bilenler, Ceviz Ağacı’nda bunun donelerini rahatlıkla toplayabilir.”

Yazgı fikri üzerinden ilerlerken Serdar Orçin’in Zeki Demirkubuz’un Yazgı (2001) filminde canlandırdığı Musa karakterine de bir kapı aralamak gerekir. Tıpkı Hayati gibi Musa da iradesiz bir karakterdir. Ancak Musa işlemediği hâlde kendisine yüklenen suçu tepkisiz kabul ederken, Hayati işlemediği bir suçu ilk kez tepkisiz kalmamak için üstlenir. Yazgı’daki sorgu sahnesinde aralık duran kapı, kapanmayan adalet çemberine işaret ederken Ceviz Ağacı’nda ansızın aralanan dolap, kitapların arasından beliren eski bir fotoğraf Hayati’yi geçmişin kapanmayan yaralarına çağırır.

Bu davetlere yanıt veren Hayati, gittikçe babasına dönüşür. Tıraş olurken kullandığı babasına ait kırık aynada yahut suyun aksinde babasını ve kendini iç içe görmesi, bu dönüşümün habercisi olur. İşlemediği bir cinayeti kabul etmek üzere karakola götürüldüğünde üzerinde babasının üniforması vardır, artık dönüşüm tamamlanmıştır.

Filmin edebi anlatısı içerisinde sık sık karşımıza çıkan Kafkaesk üslup, Gregor Samsa ve yeraltı adamı sembolizmi yarıya ölü ceviz ağacıyla, üniformanın kopuk düğmesiyle, ekmeğinin derdinde zavallı bir fareyle kendini hatırlatır. Faysal Soysal’ın İran sineması ve şiiriyle, edebiyatla kurduğu yakın ilişkiyi bilenler, Ceviz Ağacı’nda bunun donelerini rahatlıkla toplayabilir. Nitekim yönetmen de bir söyleşisinde Alexis Bouvier’nin Caniler romanının filme ilham verdiğini aktarır. Sinemayı şiir gibi okuduğunu söyleyen Faysal Soysal, yüz yüze kurguladığı geçmiş-bugün anlatısıyla, üst sesle kullandığı parasızlık-edebiyat-şair alıntısıyla, Luppo kutusunda taşınan romanlar üzerinden sunduğu edebi değer-kapitalizm ilişkisi gibi incelikli detaylarla ve Vedat Özdemir’in kadrajlarıyla film estetiğinde başarıya ulaşır. Ancak film, toplumsal gerçeklikten uzaklaşıp edebiyat toplamı içerisinde kaybolma riskini de beraberinde taşır.

Kadın karakterleri derinleştiremediği, Yaprak’ın mutsuz, agresif hâlini tek taraflı ele aldığı şeklinde eleştiriler alan Ceviz Ağacı, izleyiciye verdiği ana cümlesiyle bir farkındalık da oluşturur. Kişi, gördüklerinden ve yaptıklarından olduğu kadar görmediklerinden ve karşısında sessiz kaldıklarından da sorumludur. Sorgu masasında sessizliğini koruyan Hayati, bir anlamda suçu herkes adına üstlenir.

Türkiye prömiyerini 56. Antalya Film Festivali’nde yapan, 39. İstanbul Film Festivali’nde izleyiciyle buluşan Ceviz Ağacı, Eylül ayında 31. Ankara Uluslararası Film Festivali’yle yolcuğunu sürdürecek.

 

Kaynakça

Arslan, U. T. (2005). Bu Kâbuslar Neden Cemil? Yeşilçam’da Erkeklik ve Mazlumluk. İstanbul: Metis.

Uçan, D. (2017). Toplumsal Cinsiyetin Öteki Yüzü Erkek, https://www.researchgate.net/profile/Guelten_Ucan/publication/314577360_Toplumsal_Cinsiyetin_Oteki_Yuzu-Erkek/links/58c3854caca272e36dd04d6f/Toplumsal-Cinsiyetin-Oeteki-Yuezue-Erkek.pdf

Soysal, F. (2019). “Ceviz Ağacı’nın yönetmeni Faysal Soysal: Sahaftan aldığım kitap filmime ilham oldu”, https://www.ntv.com.tr/sanat/ceviz-agacinin-yonetmeni-faysal-soysal-sahaftan-aldigim-kitap-filmime-ilham-old,gaHg6uQ0R0W-JWOWMo5GEg

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.