Aile Olmak Ya Da Olmamak: Üç Ülke, Üç Kültür, Üç Popüler Komedi

Artun Bötke

Artun Bötke Hakkında

2008 yılında İTÜ Makina Mühendisliği'nden mezun olup mesleğini bu alanda hâlen sürdürmektedir. Fil'm Hafızası, Sinema Terspektif gibi internet sitesi ve dergi mecralarında sinema üzerine çok sayıda düşünsel, eleştirel yazıları ve denemeleri yayınlanmıştır. Bir karalama defteri olarak gördüğü artunbotke.com isimli blog çalışmasında ise farklı konularda yazılarını paylaşmaya devam etmektedir.

Aile, tarih boyunca tüm kültürlerde, diyarlarda, inançlarda ve topluluklarda kutsal sayılmıştır. En küçük sosyolojik topluluk, sosyoloji bilimi ailenin bilindik tanımını yapmadan asırlar önce de maddi ve manevi anlamda tüm toplulukların çekirdeği sayılıyordu. Mesela Bizans ve Anadolu Selçuklularından miras alınan Osmanlı vergilendirme sistemi, günümüzdeki gibi birey üzerine değil, aile (hâne) üzerine kurulmuştu. Günümüzde –bilhassa Anadolu’da- hâlâ geçerli olan geniş aile kültürü de bu tarihsel mirasa dayanmaktadır.

Bu yazıda “aile”ye, üçü de kendi ülkelerinde büyük gişe başarısı yakalamış, yirmişer yıl arayla birbirinden üç farklı kültürde çekilen, üç popüler komedi filmi üzerinden bakmaya çalışacağım. Amacım haddim olmayan sosyolojik tespitler yapmaktan ziyade, halk tarafından da sevilmiş bu komedi yapımları aracılığıyla kişisel saptamalarımı paylaşmak.

La Cage aux Folles (1978)

Bunlardan ilki, bir tiyatro oyunundan perdeye uyarlanmış La Cage aux Folles (1978). Fransa’da kırdığı gişe rekorlarına Birleşik Devletler’de “en çok izlenen yabancı dilde film” ünvanını ekleyen yapımın, aynı zamanda üç Oscar adaylığı (yönetmen, senaryo ve kostüm) ile bir Altın Küre ödülü (yabancı dilde film) bulunuyor.

La Cage aux Follex, birbirlerine taban tabana zıt iki ailenin çocuklarının evlenmeye karar vermeleri üzerine ilk aile buluşmasında yaşananları konu alıyor. Oğlan tarafı, Saint Tropez’de bir gay gece kulübü işleten bir gay çiftken; kız tarafı ise muhafazakâr iktidar partisinin ikinci adamı olan ünlü bir politikacıyla onun mülayim protokol hanımı. Müstakbel damat, ailesine bu seferlik heteroseksüel mazbut aile izlenimi vermelerini rica ettiğinde de tehlike ve kahkaha çanları çalmaya başlıyor.

The Birdcage (1996)

Bu başarılı farsın Hollywood versiyonu ise 1996’da The Birdcage adıyla çekiliyor. Yapımcıları işi sağlama alıp yönetmenlik koltuğuna, heybesinde The Graduate (1967) ve Who’s Afraid of Virginia Woolf (1966) gibi aile kurumunu didikleyen iki klasik bulunan Mike Nichols’ı oturtunca ortaya başka bir komedi klasiği çıkıyor. Ailelerin işleri ve durumları neredeyse aynıyken mekân Miami, South Beach’e taşınıyor.

Hollywood yeniden yapımlarının nadir başarılarından biri olarak The Birdcage, orijinal filmin ana yapısını hiç bozmadan Amerika’ya uyarlamasına ek olarak başarılı özgün esprileri, Nichols’ın dahiyâne dokunuşları ve çok ama çok başarılı bir oyuncu kadrosu ile klasik bir komediye dönüşüyor. Örneğin filmi başlatan ve sonlandıran We are Family! (Biz Aileyiz!) şarkısının kullanımı (gay kulübün açılış şovu olarak tüm trans bireyler büyük bir coşkuyla şarkıyı icra ediyorlar) filmin liberal ve hicivli havasına ayrı bir renk katıyor. Benzer şekilde, Nathan Lane’in –bence sinema tarihine yaraşır- komedi performansı filmi daha yükseklere taşıyor. Tabii Gene Hackman’in her zamanki ince mimikleri ile Robin Williams’ın enfes doğaçlamalarını es geçmeyelim.

Aile Arasında (2017)

Gelelim geçen sezon ülkemiz gişelerini sarsan Aile Arasında’ya (2017). Ülkenin en popüler komedi senaristlerinden Gülse Birsel ve Silsile (2014) ile başarılı popüler tür filmlerinin altından kalkabileceğini kanıtlayan Ozan Açıktan’ın ortak projesi olan film, birbirlerine oldukça zıt iki ailenin çocuklarını evlendirme süreci ile beraber kırklı yaşlarındaki bir çiftin âşık olmasını da anlatıyor. Birsel ve Açıktan ikilisi halkımızın seveceği ne kadar komik numara varsa heybelerinden filme boca ederek karmakarışık bir yapıt çıkarmışlar. Sonuç, ticari anlamda çok başarılı oldu. Filme de kötü diyemeyiz. Çünkü işlerinin ehli iki insan, ana kodları kısmen başarıyla uygulayarak sonuca gidiyorlar. Kısmen dememin sebebi filmde iki ana hikâye ekseni olduğundan her öykü öğesinin de çift olması. Mesela filmde tek başlarına sağlam duran iki ayrı final sahnesi bulunuyor.

Aile Temsilleri

Üç komediyi de kabaca tanıttığımıza göre yazının esas amacı olan, bu filmlerdeki aile temsillerine girebiliriz. Aslında bazı farklılıklarına rağmen La Cage aux Folles ile The Birdcage’i ortak ele alacağız. Çünkü ikisinin de esprili metninin arka planında aynı odak noktası var: Aile olmanın, cinsel tercihlerden, cinsiyetlerden, etiketlerden aşkın bir yerde bulunması.

İki filmde de aralarındaki ve görünürdeki tüm anlaşmazlıklara rağmen, sevgi dolu, çevrelerindeki herkesin de bunda hem fikir olduğu çift, 20 yıldır –yasal olmasa da- beraber yaşayan eşcinsel erkek tarafı. Muhafazarkârlar için her ne kadar itici görünse de, çocuklarını şefkatle büyütmüş ve çocukları için gerektiğinde kendilerini bile inkâr edebilecek kadar onu seven ve kollayan bir çift. Diğer tarafta da politik çıkarları uğruna kızının evliliğini bile kullanmakta sakınca görmeyen, baskın ataerkil yapısını her alanda gösteren ve bundan hiç de gocunmayan bir kız tarafı var. Kızın babasının ülkenin Ahlak Kurulunda görev yapması ve filmdeki olaylardan hemen önce bu kurulun başkanının (ilk filmde bizzat Fransa Cumhurbaşkanı) reşit olmayan bir siyahi kızın yatağında ölü bulunması, filmin ironilerinden sadece ikisi. Diğer ifadeyle izleyiciye en başından her şeyin göründüğü veya savunulduğu gibi olmadığı anlatılmaya çalışılıyor. Sistemin ideal yapılarının içi bomboş olabilirken sistemin dışında görünenlerin daha sıcak ve sevgi dolu olabildiği gösteriliyor.

Aile Arasında’da ise politik kariyer saplantılı kız tarafını bile mumla aratacak ilişkiler bulunuyor. Karısının ondan ayrılacağından zerre kuşkulanmayan bir adamla onu bir gecede unutan, ailesinin ona verdiği borçlara karşılık senet isteyen ama adamın sevgilisi olduğunu duyunca onu takip eden bir kadının yirmi yıllık evliliğinin yıkılışını izliyoruz ilk sahnede. Bu ilişki size normal geldiyse çocuklu ama evlenmemiş bir ailedeki kocanın bir anda kızını ve onun annesini boşverip kaçmasını örnek verebiliriz. Bir de Adana’nın mafya babalarından biriyle evli olmasına rağmen küçük oğlunun babası Adana’nın diğer mafya babası olan (mafyatik çarpık ilişkiler yumağı!) teyzemiz bulunmakta. Diğer deyişle Gülse Birsel’in yarattığı üç aile de yalanlar üzerine kurulu, sevginin esamesini içermiyor ama görünürde herkes –miş/-muş yapıyor.

Ülkedeki ilişkilerin aslında ne kadar boş olduğunu söyleyen bendenizin bile bu üç garip sözde aile karşısında dili uçukladı. Tabii biraz düşününce Birsel’in hiçbir derinliği olmadığından kolayca sönüveren bu “karaterimsi”leri, sadece sahnelerde komik dursunlar diye yarattığını anlıyoruz. Velakin iş lafa gelince ailenin kutsallığına, sadece ailesinin değil tüm halkın namusuna toz kondurmayan değerli vatandaşlarımız bu filmi bayıla bayıla izliyor. Aslında bu garip çelişki de filmin çelişkiler yumağına cuk oturuyor. Görünenle veya ifade edilenle gerçeğin bu kadar kalın çizgilerle ayrıldığı bir toplumda, sanırım izleyici de tüm bunları olağan olarak atfediyor. Tabii bir de Yeşilçam geleneğimiz gereği “Filmdir bu, tabii saçmalayacak!” mantığı da var (ben küçükken annemler bu cümleyi sıkça söylerdi nedense).

Diğer açıdan bakarsak Fransız Sineması ile Hollywood, dünya sinema endüstrisinin kurucularından ve hâlâ maddi ve sanatsal olarak bu mecraya en fazla katkıda bulunanlar. Sinemayı ve gücünü çok iyi bilen ve tarih boyunca olduğu üzere hâlen (propaganda benzeri) çeşitli amaçlarla onu çok yerinde kullanmaya devam ediyorlar. Bu açıdan değerlendirirsek, La Cage aux Folles ve The Birdcage’in eşcinsel ve trans bireyleri içine dahil etse de ailenin öneminin altını defalarca çizdiğini, finallerindeki haham ve papazın beraber kıldıkları nikahla kutsadığını söyleyebiliriz.

“Fransız olanda komedi daha baskınken, Amerikanda senaryoyla beraber alt metinlerin sivriliği öne çıkıyor. Türk olanda ise tek gaye seyirciyi güldürmek; diğer tüm unsurlar arka plana itiliyor.”

Aile Arasında’nın yalanlarla dolu ailelerinin ise böyle bir işlevleri tabii ki bulunmuyor. Filmde yeni kurulan aile bile yalanla başlıyor. Babasının çalgıcı, üstelik de annesiyle evli olmadığını saklamak isteyen gelin; ilk finalde sırrı ortaya saçılana kadar bunu saklıyor. Damat ise tüm iyi niyetiyle bunu sineye çekiyor! (Diğer filmlerde ise gelin zaten durumu biliyor, şamata gelinin ailesinden saklamak üzerine dönüyor.) Aslında Aile Arasında’nın aile üzerine pozitif veya negatif bir saptamaya kalkışmadığını da eklemek lazım. Amacı sadece hoş vakit geçirtmek olan filmin bu kayıtsızlığı, nitelik açısından filmi aşağıya çekerken izleyiciye bir şey dikte etmeye yanaşmaması da iyiye yorulabilir.

Aslında üç farklı ülke yapımı bu üç film, aynı konuya sahip olsalar da birbirlerinden az ya da çok farklılıklarıyla kendi kültürlerini ele veriyorlar. Fransız olanda komedi daha baskınken, Amerikanda senaryoyla beraber alt metinlerin sivriliği öne çıkıyor (bu açıdan maddi doyuma ulaşsa da yalnızlığı ve manevi açlığı daha öne çıkarılan damadın annesi örnek gösterilebilir). Türk olanda ise tek gaye seyirciyi güldürmek; diğer tüm unsurlar arka plana itiliyor. Toplumlarının bekâsı için ailedeki birliktelik duygusunu her fırsatta vurgulamaktan kaçınmayan iki ülkenin yanında, güldüğü şeyin arka planını görmekten bile âciz bir ülke var. İşte bu yüzden diğer iki filmi yıllar sonra bile keyifle izleyebilirken ülkemiz komedileri sezonluk kazançlardan öte bir metaya dönüşemiyor. Ya da Aile Arasında gitgide kutuplaşan, nefret söylemi artan, yalanların normal karşılandığı bir ülkenin yansımasıdır belki.

Bireyselleşmenin ailenin önüne geçtiği modern zamanlarda yaşıyoruz. Kişisel zevkler, başarılar ve hedeflerin tarih boyunca hiç olmadığı kadar öne çıktığı bu yüzyılda La Cage aux Folles ile The Birdcage tüm farklılara rağmen beraberliğin önemini gösterirken Aile Arasında malumu ilan etmekle yetiniyor sadece. Her ne kadar demode hâle gelse ve merkezi konumunu kaybetse de “aile”nin toplumda her zaman önemli bir yeri olacağı şüphesiz.

Bir cevap yazın