Nomadland (2020): ABD’de Göçebe Olabilmek

Artun Bötke

Artun Bötke Hakkında

2008 yılında İTÜ Makina Mühendisliği'nden mezun olup mesleğini bu alanda hâlen sürdürmektedir. Fil'm Hafızası, Sinema Terspektif gibi internet sitesi ve dergi mecralarında sinema üzerine çok sayıda düşünsel, eleştirel yazıları ve denemeleri yayınlanmıştır. Bir karalama defteri olarak gördüğü artunbotke.com isimli blog çalışmasında ise farklı konularda yazılarını paylaşmaya devam etmektedir.

Bir olayın, durumun, kişinin tarihinden bağımsız değerlendirilemeyeceği düşüncesindeyim. Tarih, bir şeyi (kişi, olay veya ülke) oluşturan etmenler hakkında fikir verir. Bu sayede onun derinlemesine incelenmesine ve mevcuttaki durumunun anlaşılmasına olanak tanır. Tarihin bu önemli fonksiyonunun günümüzde mevcudiyeti devam eden ülkeler değerlendirilirken es geçildiği kanısındayım. Bilhassa Amerika Birleşik Devletleri (ABD) gibi geçmişi birkaç yüzyıla dayanan ülkeler için bu durum daha kronikleşiyor.

ABD’yi örnek vermemin sebebi yazının ana konusu olan Nomadland (2020) filminin meramının yanında, kuruluşu ve yönetilme zihniyeti açısından başka hiçbir ülkeye benzemeyen bu ülkenin çoğu kez eksik değerlendirilmeye tâbi tutulması. Yazıyı bir tarih dersine çevirmeyeceğim ama şunun altını çizmek filmi anlamak için mühim: ABD, yeni bir tarikat veya kendi ticari komününü kurmak, aş, iş, eğitim gibi imkânlara sahip olabilmek için yeni bir yere göç eden insanların kurduğu bir ülke. Bu durum ülkenin kuruluşu öncesi Avrupalı devletlerin sömürgesi olduğu zamandaki gibi bugün için de geçerli.

The Rider (2017) filmiyle  hayran olduğum Chloe Zhao’nun son yapıtı Nomadland, eşini ve yaşadığı yeri arka arkaya kaybetmiş bir kadının göçebelik hayatına uyum sürecini anlatıyor. Yıllardır eşiyle bir maden şirketinin kurduğu kasabada1 yaşayan ve çalışan Fern, önce eşini bir hastalıktan yitiriyor. Ardından da şirket, kasabadaki tesisi kapatınca kasabanın da varoluşunun bir manası kalmıyor ve kasaba boşaltılıyor. Fern de tüm birikimiyle ikinci el bir karavan satın alarak yola çıkıyor. Bir yandan aylık veya birkaç aylık geçici işlerle geçinmeye çalışıyor, diğer yandan karavanda hayatını idame ettirmeye çabalıyor.

Nomadland, bir gazeteci olan Jessica Bruder’ın ABD içinde sürekli karavanlarıyla dolaşan, geçici işlerle geçinen ve böylece kendilerine has bir alt kültür oluşturan modern göçebeleri anlattığı kurgu dışı kitabı Nomadland: Surviving America in the Twenty-First Century’den uyarlanmış. Kitabı uyarlaması için Zhao’ya öneren kişi de filmin başrölünün yanı sıra yapımcılığını da üstlenen Frances McDormand.

Filmde McDormand ve deneyimli karakter oyuncusu David Strathairn dışındaki oyuncuların tamamı kendilerini oynayan, gerçek isimlerini kullanan birer göçebe. Bu göçebelerin neredeyse hepsi belli bir yaşın üzerinde ve bir sosyal güvenceleri bulunmuyor. Geçinebilmek için sağlık durumlarının belirsizliğine rağmen fiziksel güç gerektiren işlerde çalışmak zorundalar. Çoğunun tek mülkiyeti altlarındaki karavan ve onu bırakın değiştirmeyi, tamir ettirebilecek paradan bile yoksunlar. Ayrıca çoğu yalnız, arkadaşları da diğer göçebeler.

Nomadland boyunca Fern bir göçebe olarak yaşamayı öğreniyor. Belki de ilk defa yaptığı geçici işlerle geçinmeyi, karavan hayatına alışmayı, yerleşik hayattan kalan mülkiyet duygusunu yok sayabilmeyi ve de yalnızlığı öğreniyor. Zhao’nun en büyük başarısı, Fern’ün ve onun temas ettiği diğer göçebelerin hayatlarını dramatize etmeden (ne en ufak ajitasyona izin veriyor ne de onları yüceltiyor) olduğu gibi yansıtabilmesi. Bunu da uzun, sıkıcı planlardan ziyade; 21. yüzyılın sinema diline daha uygun bir şekilde çeşitli özel anlara odaklanarak yapıyor. Böyle anları belirli aralıklarla göstererek kendine has, dinamik bir ritim tutturuyor.

Film boyunca birkaç sefer Fern, eski hayatından veya yerleşik düzenden geri dönme çağrısı alıyor ki bunlar da tam Fern’ü göçebelik hakkında düşündüren noktalarda geliyor. Lakin hepsine yanıtı aynı oluyor. Böylelikle anlıyoruz ki en başında Fern’ü bu yaşama iten şey bağımsız olabilme hâli. Tüm dezavantajlarına rağmen, bu yaşam biçimi ve bu duygunun Fern için vazgeçilmezliğini hissediyoruz. Hissediyoruz çünkü Zhao hiçbir zaman bunu kelimelere dökmüyor. Bunun yerine meramını, Frances McDormand’ın doğal ve sıradan yüzü ile muazzam adanmış oyunculuğunu ABD’nin uçsuz bucaksız, eyaletlere yayılmış coğrafyasının önüne koyarak betimliyor. McDormand’ın yüzündeki ve ellerindeki çizgilerle ABD’nin yolları, dağları, kıyıları, dereleri bütünleşiyor.

Fern gibi göçebeler, yılın çoğunluğunda ABD’nin farklı köşelerindeki geçici işlerde çalışıyor. Filmde en fazla öne çıkanı, Amazon’un onlara yönelik başlattığı bir program2 neticesinde birkaç ay boyunca Amazon’un bir tesisinde kutulama gibi işlerde çalışmaları. Hepimiz biliyoruz ki bu tarz bilgi birikimi gerektirmeyen küçük çaplı fiziksel işler yakın gelecekte çok azalacak. Çünkü başta Amazon’un kendisi bu tarz işleri makineleştirmek için yoğun bir çaba harcıyor ki pandemi dönemi, bu süreci daha da hızlandırmış durumda. Diğer bir ifadeyle Nomadland ABD’de hâli hazırda yollarda olan göçebelerin bugününü anlatırken bir anlamda tarihe de önemli bir not düşmüş oluyor. Çünkü büyük ihtimalle on yıl sonra bile bu göçebe hayatı yaşamak imkânsız duruma dönüşecek ve o zaman bu göçebeler sistemin tamamen dışına itilecek. Ya sonra? (Hatta izlerken ister istemez göçebelerin pandemi zamanı neler yaşadığını düşündüm.)

En başta yazdığım üzere ABD’de insanları birbirine bağlayan unsur, kültür veya ortak geçmiş gibi manevi bir öge değil. Bunun tersine bireyler veya topluluklar bu topraklara -çoğunlukla maddi nitelik taşıyan- bir amaç uğruna gelmişler ve bu amaç için yerlileri öldürmek, köle ticareti yapmak gibi çeşitli tartışmalı eylemleri mübah saymışlar. Temelleri böylece atılan ve topraklarının önemli bir kısmı parayla satın alınan3 bu ülkenin yegâne ortak paydası, maddiyat. Bireyler bu ülkede ya çalışmalı ya da yeterince paraya sahip olmalı. Bu iki seçeneğe de sahip değilsen yoksun. İşte Nomadland “yok olanlar”ın öyküsü.

 

1ABD’de birtakım büyük şirketler, 19. yüzyılın sonlarından itibaren mevcut yerleşimlerden uzakta kurdukları fabrikaların çevresine çalışanların aileleriyle yaşaması ve sosyalleşmesi için kasabalar kurmuşlardır. Avrupa ve Asya’da pek örneği olmayan şirket kasabaları, lojmanın kasaba ölçeğinde olanı olarak düşünülebilir. Sayısı 21. yüzyılda azalsa da hâlâ mevcut olan bu tarz kasabaların listesine şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz: https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_company_towns_in_the_United_States

2Amazon’un 2007’den beri devam ettirdiği CamperForce, satışların tavan yaptığı aylarda karavan sahiplerine yönelik ve çok popüler bir geçici işçi programı. Daha fazlasını merak edenler şu haberi okuyabilir: https://www.cnbc.com/2021/02/28/nomadland-amazon-rv-workforce-what-its-really-like.html

3ABD; Louisiana’yı Fransa’dan 1803’te 15 milyon dolara, Florida’yı İspanya’dan 1819’da 5 milyon dolara, Kaliforniya ile Arizona, Utah ve Nevada’yı Meksika’dan 1848’de 15 milyon dolara, Alaska’yı Rusya’dan 1867’de 7.2 milyon dolara satın almıştır [19. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), 4. Baskı, Prof. Dr. Fahir Armaoğlu, Alkım Yayınevi, 2007, s: 714-719].

  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.