Timurtaş Onan ile Şehirlerde Kaybolmak

Alpaslan Paşaoğlu

Alpaslan Paşaoğlu Hakkında

Uzun zamandır konargöçer bir Egeli olarak İstanbul'da yaşamaktadır. Radikal, Fil'm Hafızası, Cineritüel, Havayolu 101 başta olmak üzere çeşitli mecralarda yazıları yayınlanmıştır. Ayrıca çeşitli senaryo ve belgesel çalışmaları bulunmaktadır.

Uluslararası mecrada gerçekleştirdiği çalışmalarıyla ve ödülleriyle tanınan, fotoğraf sanatının başarılı temsilcilerinden Timurtaş Onan ile arthis takipçileri için keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Sanatçı ile başta fotoğraf sanatının incelikleri olmak üzere kent olgusu, sinema ve disiplinlerarası sanat çalışmaları üzerine konuştuk.

Timurtaş Onan’ın arthis takipçileri için kendi çalışmalarından oluşan özel seçkisini, söyleşi sonunda bulabilirsiniz.

Antonioni’nin kült filmi Blow Up (1966) sayesinde fotoğrafa olan merakınızın başladığını biliyoruz. Teknolojik ve lojistik imkânların sınırlı olduğu geçmiş yıllarda da Antalya Kaleiçi’nde işletmiş olduğunuz dükkân vasıtasıyla bölge insanının kaliteli müziğe erişiminde yoğun gayretiniz oluyor. Geçmiş çalışmalarınıza baktığımızda enstalasyon, kolaj, belgesel film gibi pek çok farklı disipline yönelik üretiminizin olduğunu görüyoruz. Sanatın her alanına ilgi duyduğunuzu, fotoğraf alanındaki birikiminizi diğer sanat disiplinleriyle harmanlamak istediğinizi söyleyebilir miyiz?

Antonioni’nin Blow Up filmini Kadıköy Bahariye Ocak Sineması’nda seyrettiğimde on üç yaşlarındaydım. O dönemde babamın Kodak Retinette 1-A fotoğraf makinesi ile ilk denemelerimi yapmaya başladım.

70’li ve 80’li yıllarda tanınmış bir dj’dim. Müziği hiç bırakmadım ve bugün de aynı duyguyu hissederim. 1990 yılında Antalya’ya taşındım. Niyetim profesyonel fotoğraftan sıyrılıp bir müzik dükkânı işleterek sadece kendi projelerim için fotoğraf çekmekti. Bu dönemde Antalya’da bir grup genci kaliteli müzik anlamında etkilediğimi söylerler. Bir süre sonra bazı nedenlerden tekrar profesyonelliğe dönüp bir fotoğraf ve grafik tasarım ajansı kurdum. Bu arada Antalya Kaleiçi ve Antalya civarı Elmalı, Beşkonak, Akseki gibi bölgelerde fotoğraf projeleri gerçekleştirdim. 2000’lerin başında tekrar İstanbul’a döndükten bir süre sonra profesyonel fotoğrafçılığı bırakıp sadece sanat fotoğrafı ile ilgilenmeye karar verdim.

Evet, sanatın her alanına olan ilgim beni sürekli beslemiş, uyanık tutmuş ve farklı arayışlara sürüklemiştir. Yaptığım enstalasyonlarla ve multimedya çalışmalarımla yurt dışında çağdaş sanatçılarla etkinliklere katıldım. Belgesel filmler çektim.

Ticari rasyonaliteden tamamen sıyrılarak fotoğraf sanatıyla ilgilenen bir kişi, belirli bir tarz yakalamak ve o tarzda uzmanlaşmak durumunda mıdır?

Sanatta bir tarzda uzmanlaşmak diye bir şeye inanmıyorum. Belki o sanat dalının teknik ve işçilik konularında daha doğrusu zanaat yönünde uzmanlaşabilirsiniz. Özgün sanat eserleri ve akımlar daima sanatçıların özgür düşünceleri, duyguları sonucu çıkmıştır. Ben henüz hiçbir konuda uzmanlaştığımı düşünmüyorum. Farklı dönemlerde bulunduğum yerler psikolojik durumum, sosyal ve politik ortamların etkisiyle, farklı teknikler ve içeriklerle, farklı sinyaller veren işler ürettim. Bir özgünlük arayışı vardı tabii ama ne kadar başarılı olduğumdan emin değilim.

Uluslararası yarışmalarda jüri üyeliği yapmış, sergiler düzenlemiş bir fotoğraf sanatçısı olarak bir fotoğrafı değerlendirirken sizce ışık, kadraj, kompozisyon mu yoksa duygu mu daha öncelikli?

Fotoğrafı değerlendirirken önce çeken kişinin konuya yaklaşımına önem veririm. Belli bir görüşle mi yola çıkmış yoksa tamamen rastlantısal mı? Fotoğraf sanatında teknik anlamda kusur olarak nitelendirilen bazı noktalar vardır. Gerek kompozisyon gerek işçilik olarak. Bu unsurlar bazen fotoğrafın yapısına artı değer katabilir ama arkasında duygu ve düşünce olmayan bir fotoğrafa sadece iyi çekilmiş diyebiliriz. Resim sanatından örnek alırsak ünlü bir tablonun aynısını yapabilen birçok ressam var ama onu yaratan kişinin duygu ve düşünceleri olmasa o resim yapılamazdı.

“Türkiye’de fotoğraf sanatı uzun süre tekniğe hakim kişilerin ürettikleri, turizm fotoğrafından ileri gitmeyen işleri sanat olarak lanse etmeleri sonucu bir kısır döngüye girmişti.”

İyi bir makine mi yoksa yaratıcılık ve doğru zamanda doğru yerde bulunmak mı? Bugünlerde teknoloji-sanat ilişkisi tartışmalı bir konuyken, özellikle fotoğraf sanatında görsel hafıza, metot, içgüdü, teknik hakimiyet gibi noktaların birbiriyle olan ilişkisini biraz açabilir miyiz? İyi bir sanatçıda tüm bu özellikler eşit oranda mı bulunmalıdır?

Türkiye’de fotoğraf sanatı uzun süre tekniğe hakim kişilerin ürettikleri, turizm fotoğrafından ileri gitmeyen işleri sanat olarak lanse etmeleri sonucu bir kısır döngüye girmişti. Tanıtım fotoğrafçılığında estetik kadar teknik kısım da önemlidir. Sanatsal açıdan bakarsak yaratıcılık ağır basıyor. Teknik öğrenilebilir ama yaratıcılık kişinin geçmişteki deneyimleri, travmaları, entelektüel birikimi gibi kişiliğini oluşturan uzun bir yolculuğun sonucudur.

“Bir seyyah değil ama avare bir kent gezgini diyebilirim kendime.”

Charles Baudelaire’in ortaya koyduğu flâneur tipolojisini son serginiz “Şehirlerde Kaybolmak”ta hissetmiştik. Fotoğrafın keşif ya da seyahat ile olan ilişkisini yorumlayabilir misiniz? Kendinizi bir seyyah olarak değerlendirir misiniz?

Bir seyyah değil ama avare bir kent gezgini diyebilirim kendime; Charles Baudelaire’in ortaya koyduğu flâneur tipolojisine uygun olarak. Uzak diyarlara seyahat eden değil ama sevdiğim şehirlerde gözlemci olarak bulunan biriyim. Bulunduğum şehirde insanların yaşamını o şehre özgü mekânlar içinde bazen mizahi, bazen de dramatik bir şekilde vermeyi seviyorum.

Sizi ayrıca bir sinefil olarak biliyoruz. Anlatım biçimi veya ekol olarak hangi ülke sinemasına kendinizi yakın hissediyorsunuz? Takipçilerimiz için sizden film tavsiyelerinizi almak isteriz. 

Bela Tarr, David Lynch, Leos Carax, Fritz Lang, Hans Richter, Luis Bunuel’den tutun Jean-Luc Godard, Andrei Tarkovsky, Ingmar Bergman, Rainer Wener Fassbinder, Lars Von Trier, Michael Haneke’ye, Vittorio de Sica, Fellini, Vittorio & Paolo Taviani, Michelangelo Antonioni, Wim Wenders, Pier Paolo Passolini, Andrzej Vajda’dan Francis Ford Coppola, Milos Forman’a kadar uzanan  Avangart, Gerçeküstücü, Toplumsal Gerçekçi, Dışavurumcu, Fransız Yeni Dalgasına kadar çok geniş ve toleranslı bir sinema anlayışım var. Jim jarmusch, Gus van Sant, Aki Kurosmaki ve Zeki Demirkubuz gibi kendine has bağımsız yönetmenlerin de ayrı bir yeri bulunmakta.

F.W. Murnau’nun Nosferatu’su (1922), Robert Wien’in Dr. Caligari’nin Muayenehanesi (1920), Charles Laughton’ın Caniler Avcısı (1955), Alfred Hitchcock’un Sapık (1960) filmlerinden bu yana korku sineması da ilgi odaklarımdan biri olmuştur. Wes Craven, Dario Argento, David Cronenberg özellikle sevdiğim yönetmenlerden.

Bazı filmler benim için çok özel.

Kaos (1984) – Paolo & Vittorio Taviani

The Servant (1963) – Joseph Losey

Wings Of Desire (1987) – Wim Wenders

Wings of Desire

Death in Venice (1971) – Luchino Visconti

Andrei Rublev (1966) – Andrei Tarkovsky

The Third Man (1949) – Carol Reed

Possession (1981) – Andrew Zulawski

The Discreet Charm of the Bourgeoisie (1972) – Luis Bunuel

bunuel

Amarcord (1973) – Federico Fellini

The Bitter Tears Of Petra von Kant (1972) – Rainer Werner Fassbinder

Bunun sonu olmasa da son 20 yılın filmlerden tavsiye edeceklerim ise;

Loveless (2017) – Andrey Zvyagintsev

The Florida Project (2017) – Sean Baker

Paterson (2016) – Jim Jarmusch

In the Mood for Love (2000) – Kar Wai Wong

Mulholland Drive (2001) – David Lynch

The Handmaiden (2016) – Chan Wook Park

The Lobster (2015) – Yorgos Lanthimos

lobster

Ex Machina (2014) – Alex Garland

The Isle (2000) – Kim Ki Duk

The Other Side of Hope (2017) – Aki Kurosmaki

Caesar Must Die (2012) – Paolo&Vittorio Taviani

Fotoğraf çalışmalarınızda nostaljik ambiyans ağırlığını hissettiriyor. Bu sadece siyah beyaz çalışmalarınızla ilgili değil. Yakaladığınız İstanbul kompozisyonlarının da sanki tarihin belirli bir döneminde donmuş ve öylece kalmış gibi görünmesi bunu pekiştiriyor. Sizin İstanbul’unuz fotoğraflarınızda bize yansıttığınız şehir mi?

Evet bu şehir, benim şehrim. Zor şehir ama vazgeçilemez. Tüm güzelliklerin yanında bir hüzün taşır. Bazen ironik şekilde yaklaştığım, bazen sokaklarında amaçsızca yürüyüp bir kahvede hikâyeler dinlediğim şehir. Aslında nostaljik bakmıyorum ama değişmeyen yönleri beni etkiliyor ve çekiyor olabilir. Şehrin kozmopolit etnik yapısı, 70 ve 80 göçü ile gelenlerin yaşam mücadelesi, Beyoğlu’ndaki mekânlarda yaşanmışlıklar, Tarihi Yarımada’da hanlar ve emekçiler… Haliç’teki yaşam, tersaneler, mezarlıklar. Hepsi bu şehrin bir parçası ve beni her gün davet ediyorlar.

Kentsel dönüşümü rantsal dönüşüme eviren ülke siyaseti, elini hiçbir zaman bu alandan çekmedi. Bizlerin de -sınırlı bir kesimi hariç tutarsak- estetik meramımızın olmadığı aşikâr. Tüm bu sebeplere rağmen daha güzel bir şehir mümkün mü? Özellikle İstanbul için.

Estetik yoksunu ve çıkarcı yönetimler İstanbul’u kentsel dönüşüm projeleri ile perişan etti.

Daha güzel bir şehir belki mümkün ama benim bunu görmem mümkün değil gibi. Yeni kuşaklar yaratıcı şehircilik projeleri ile şehri belli bir estetik görünüşe getirebilirler ancak bu imkân onlara tanınacak mı? Böyle kuşakların yetişeceği de ayrıca bir soru işareti. Türkiye gittikçe daha sertleşmekte olan bir totaliter rejimin etkisi altına girmekte.

Yeni çalışmalarınız hakkında bizleri bilgilendirebilir misiniz?

2018’de çıkardığım İstanbul Her Şeye Rağmen adlı kitabımdan sonra önümüzdeki birkaç ay içinde yayınlanacak İstanbul Bir Garip Şehir adlı yeni kitabımın hazırlığı içindeyim.

Yurt dışı şehirlerinden derlediğim Şehirlerde Kaybolmak adlı kitap peşi sıra gelecek.

Bu arada toparlaması bir iki yıl alacak olan İstanbul’da Hanlar adlı uzun dönem projemin kitabı planlama aşamasında.

Önümüzdeki yıl açmayı planladığım lomografik çalışmam “Dönüşen Şehir” adlı sergi var.

En uzun soluklu projem “Işık ve Gölgeler Şehri İstanbul” ile ilgili çekimlerim devam ediyor.

Yurt dışı projelerim pandemi dolayısı ile beklemede.

Timurtaş Onan’ın Özel Arthis Seçkisi

Not:

Sanatçının belgesel filmlerini YouTube kanalından izleyebilirsiniz.

Web Sitesi: www.timurtasonan.com

Facebook Adresi: https://www.facebook.com/timurtas.onan.7

Instagram Adresi: https://www.instagram.com/timurtasonan/?hl=tr

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.