Bu Bizim Ekmek, Kalınca Bir Yufkadır: Bizim Köy

Dilan Salkaya

Dilan Salkaya Hakkında

1994 yılında İstanbul'da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde sinema okudu, İstanbul Üniversitesi Radyo, Tv ve Sinema Bölümü'nde yüksek lisansına devam ediyor. Fil'm Hafızası, Sinema Terspektif, Berfin Bahar, Rabarba, Hayal Perdesi gibi farklı mecralarda ve dergilerde sinema üzerine yazıları yayımlandı, çeşitli kısa film denemeleri oldu. Cineritüel'de yazmayı sürdürüyor.

Henüz on sekiz yaşında acemi bir öğretmenken köyde geçirdiği zamanları aktardığı notlar, Cumhuriyetin yirmi beşinci yılından itibaren Varlık dergisinde “Bir Köy Öğretmeninin Notları” başlığıyla yayımlanan Mahmut Makal, böyle bir doğallıkla ilk kez karşılaşan okuyucusunu çarpacağından habersizdir. Kör ışıkta, iki bavulu üst üste koyup masa yapan, köy enstitüsünden edindiği klasiklerle dünyaya açılan, öğrencilerini de o dünyaya davet etmek için didinen Mahmut Makal, işlerden arta kalan gece yarılarında Türk edebiyatının ilk gerçekçi köy romanını ortaya koyar. 1950 yılında kitap haline getirilen notlar, ilk toplumsal gerçekçi romanımız olarak kabul gören Bizim Köy olur. Karabibik ve Yaban gibi klasikleşmiş köy romanlarının tümü köye dışarıdan bakarken, Mahmut Makal köyü, bizzat köyün içinden aktarır. Henüz çok genç bu köylü aydını, köyden roman çıkmaz algısını da yıkıma uğratır.

Bugün köy romanı dendi mi ilk akla gelen Fakir Baykurt, Talip Apaydın gibi isimlerin de yolunu açan yazar, “Kendimi Mahmut Makal dışında, romancı olan ilk Türk köylüsü olarak görüyorum,” diyen Yaşar Kemal tarafından dahi saygı ve kabul görür. Roman ve öyküyü, gerçekleri naifçe söylemenin bir anahtarı olarak kabul eden yazar, bunların korkudan ve endişeden doğan türler olduklarını savunur. Korkarak yaşayan insanoğlu, kendi gerçeklerini hikâye kılığına bürüyerek roman ve öykülerde okur, Bizim Köy’ün katışıksız cümleleri sayesindeyse ilk defa hayalinde canlandırır.

Tezek toplayan, çoğu zaman yakmaya tezek dahi bulamayan kadınlar, dışarının içeriden daha sıcak olduğu bir sınıf, elden ele taşınan, ha söndü ha sönecek bir parça köz ile aydınlanmaya çalışan koca bir köy, pirincin lüks olduğu, arpaya buğdaya samanın dadandığı bir Anadolu. Türk köylüsünün içinde bulunduğu yoksul ve çaresiz durumu nükteli bir üslupla anlatan roman, çileli kadınları, köylünün zor yaşam koşullarını, geçim derdini, eğitim problemlerini, açlığı da ortaya koyar ve gerçekleri bu kadar sarih gösterdiği için üst tabakayı tedirgin eder. Anadolu, ilk kez bu kadar çıplaktır.

Türkiye’nin ilk süpermarketi 1950’lerde Ankara’da açılırken, aynı yıllarda Anadolu’da bir köy yemeye ekmek bulamaz. 1950 yılında ilk uzun metrajlı filmini çeken (Karanlık Dünya) Metin Erksan’ın eseri ekinlerin boyunu yurt dışına kısa gösterdiği gerekçesiyle bürokrasi engeline takılıp yasaklanırken yine bu yıllarda Mahmut Makal köylünün sırrını bir romana çevirir. Haliyle de eser bürokrasi engeline takılır, köylüyü ifşa ettiği için bizzat köylüsünden tepki görür, hatta ileriki süreçte yazar tutuklanır. Ancak tüm eleştirilere rağmen doğru bildiğinden şaşmaz. Öyle ki Köylümden, Memleketin Sahipleri, Köye Gidenler, Kalkınma Masalı gibi ileri yıllarda kaleme alacağı romanlarında da aynı meseleyi, aynı gerçekçilikle eşeler. Dini kullanarak halkı kandıran, aydınlanmayı kötü gösteren gerici tarikatları bile sakınmadan anlatır. Batı’nın, taşı toprağı altın dediği, gerçekteyse yoksul, makinenin girmediği Anadolu’nun gelişmesinin önündeki engelleri böylece gün yüzüne çıkarır.

Mahmut Makal’ın Bizim Köy’de halkın ağzıyla yazdığı, okurken zaman zaman gülmekten kırıp geçiren gerçekçi diyalogları köylüyü doğallıkla, olduğu gibi sayfalara aktarır. Toplumsal bir anı niteliği de taşıyan roman, toprak sorunu, beslenme, para, ticaret, kadın ve çocukların toplumdaki konumu, nüfus ve sağlık durumu, barınma gibi başlıklara sahip kısa bölümlerden oluşur. Eserin bütünü, bir köyden yola çıkarak bütün Anadolu’yu gözler önüne serer. Halkın kullandığı deyim ve deyişleri de aktararak eserini zenginleştiren ve benzerlerinden ağırlıkla bu özelliğiyle ayrılan yazar, Anadolu’nun dertli gazelini içten yazar.

Batı’da sanılır ki Doğu masalsı bir köy, insanları ise mutlu, rızkını topraktan çıkaran, kanaatkâr köylülerdir. Aksinin ilk defa ortaya konulduğu romanın etkisi öyle büyük olur ki köy enstitülerinin kapatılması, öğretmenlere baskı yapılması, köyün olumsuz koşullarına değinen aydınlara karşı linç kampanyasının başlatılması, tutuklamalar da Bizim Köy sonrasında başlar. Yemeye öküz bulsa pişirmek için yakmaya tezek bulamayan Anadolu bir anda dünya basınının, Avrupa’nın gündemine, gazetelerine, kitap raflarına düşer.

“Ne Fuzuli’nin dertli gazelinden ne de Baki’nin velveleli gazelinden söz açacağım. Sadece bizim köyün kupkuru, aynı zamanda Fuzuli’ninkinden içli gazelini anlatacağım,” diyerek meseleyi özetleyen Mahmut Makal’ın bu öncü eseri, her edebiyatseverin okuması, üzerine düşünmesi gereken bir başyapıttır.

 

Kapak: Bedri Rahmi Eyüboğlu

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.