Kısa Film Festivalinden İzlenimler: Bizim Filmlerimiz Neden Böyle Değil?

Caner Kılıç

Caner Kılıç Hakkında

1988 İstanbul doğumlu. Gaziantep Üniversitesi fizik bölümünden mezun. Hâlen Balat Monologlar Müzesi'nde iki kısa oyunu sahnelenmekte, kısa film, video ve yazı çalışmalarını sürdürmektedir.

Akbank Sanat’ın 18-28 Mart 2019 tarihleri arasında düzenlenen Kısa Film Festivalini art-his adına takip ettim.

Öncelikle kısa film festivali düzenlediği, bu filmlere ve sektöre destek veren sayılı organizasyondan olduğu, festivali yıllardır sürdürdüğü, seyircilere ücretsiz ulaştırdığı için Akbank Sanat’ı ve tüm ekibini ne kadar alkışlasak az.

Söyleşiler ve workshoplarla da zenginleşen kısa film festivali kapsamında katıldığım en güzel söyleşi Nebojša Slijepčević’in belgesel üzerine yaptığı söyleşiydi. Belgesele nasıl karar verdiğini, çekimlere nasıl başladığını, modern belgesel üzerine fikirlerini aktardığı dolu dolu bir söyleşi oldu.

Yargı (yön: Raymund Ribay Gutierrez, 2018)

Bizim Kısa Filmlerimiz Neden Böyle Değil?

Festivalde değinilmesi gereken bir diğer nokta yabancı kısa filmlerin yerli filmlere oranla tartışmasız sıklet farkı. Bizim kısa filmlerimiz neden böyle değil, diye sormadan olmaz.

Birincisi kısa film üzerine bir sektör, kısa filmi destekleyecek fonlar, yapımcılar yok. Oysa bir yabancı kısa filmin jeneriğinden fon ve ortak yapım listesi akıyor da akıyor. Tabii her şey para demek değil. Bu da bizi bir diğer nedene götürüyor. Türkiye’de kısa filmlerin büyük çoğunluğunu ya öğrenciler ya da hobi olarak kısa filmle uğraşanlar yapıyor. Onlar için de kısa film “kendini geliştirme sahası” oluyor genelde.

Bir diğer yanlışımız (burada iki kısa film çekmiş biri olarak kendimi de eleştiriyorum) kısa filmi uzun metraj mantığında çekmemiz. Kısa metrajın anlatacağı şeylerin kısa bir sürede görüneceğini kabul edip temalarımızı ve hikâyelerimizi ona göre seçmememiz. Örneğin kısa filmde bilim kurgu, distopya hikâyeleri anlatmak çok zor. Evreni oluşturmak için geçen süre, senin kısa film süren çünkü. Bu tip hikâyelerde oluşmayan veya oluşamayan evren zihinlerde anlaşılmazlık bırakır.

En temelde sanatın gelişmesi için dönüp dolaşıp o noktaya geliyoruz: para para para… Ben getiri olacak bir sistem kurulmadığı sürece bunun değişmesini de beklemiyorum. Çok değil, insanların emeğine değecek kadarı yeterli aslında. Birkaç öneride bulunmak eleştirmenin şanındandır deyip ilk önerime geleyim.

  1. Sinemalarda film öncesi (reklamlara artı olarak) bir iki kısa film koymak (Rock konserinden önce çıkan ön gruplar gibi). Tabii bunu hem uzun metraj üreticilerinin hem salon dağıtım sektörünün desteklemesi lazım.
  2. Video klip ve reklam sektörünün kısa film mecrası ile ortak işlere girişmesi. Onların da yararına olabilecek, kısa metrajcıların da yararına olabilecek mutualist bir ilişki neden kurulmasın?
  3. Televizyonların kısa film kuşakları yapması. O kadar birbirine benzeyen kanal, o kadar içerik kıtlığı var ama kimsenin aklına kısa filmlerle farklılaşmak gelmiyor nedense (Blu Tv’nin kısa film yayınlamaya başladığını da unutmamak gerek bu arada).

Şimdi filmlere gelelim.

Akbank Kısa Film Festivalinde Öne Çıkan Yerli Kısa Filmler

Çürük (yön: Barış Fert, Hikmet Güler, 2018)

Derya Karadaş, Haki Biçici gibi kısa film için yıldız sayılabilecek oyuncularla çekilen Çürük, Hikâye itibariyle sade ve tek bir noktayı hedefleyen bir anlatım kurmuş. Bu kadar doğru, biraz da güvenli bir yoldan gidilmiş olduğu için çok söylenecek bir şey yok. Başarılı bir yapım olduğu tartışılmaz.

Kurbağa Avcıları (yön: Batuhan Kurt, 2018)

Kısa belgesel türündeki bu yapım açıkçası festivalde en beğendiğim yerli yapım. Okulun haylaz iki çocuğunun ilk kurbağa avcılığı hikâyesini anlatıyor. Eğlenceli, odağında çocukların ve hayallerinin olduğu ama bir yandan da kurbağa avcılığı mesleğini bize anlatan güzel bir film.

Ablam (yön: Burcu Aykar, 2018)

Ablam (yön: Burcu Aykar, 2018)

Küçük bir kızın gözünden ergenliğe yeni girmiş ablasını anlatan bir yapı kuran filmde abla, kız kardeşin rol modeli. Onun bu hâlleri kafa karışıklığına sebep oluyor. Birkaç ayrıntıyla (walkman örneğin) dönem filmi olduğunu göstermesi, filmin başarılı yanı. Finalin vurucu olması istenmiş (belli ki oldu da) fakat filmin ana fikrinden saptığı düşüncesindeyim.

Sonsuz (yön: Murat Çetinkaya, 2018)

Festivalde en merak ettiğim yapımlardan biriydi, destekli, ödüllü, castı yıldızlı. Kısa filmin kısa süresinde ütopik, sembolik bir diyara girmesi filmi fazla zorlasa ve birçok şeyin havada kalmasına neden olsa da seçkinin dikkate değer yapımlarından.

Sana İnanmıyorum Ama Yerçekimi Var (yön: Umut Subaşı, 2018)

Absürt film olması, takdir ettiğim yanı. Kısa film için epey kalabalık bir kadroya sahip; neredeyse bir apartmanın tüm sakinlerine. Film, bir intiharı ve olayın apartman sakinlerinde bıraktığı izlerin hikâyesi anlatıyor. Karşılıklı uyuyan çiftin filmin genelini tek bir sahnede özetlediğini düşünüyorum. Film boyunca eğik duran kafalar neye referans oldu, orası fazlasıyla muallak.

Sana İnanmıyorum Ama Yerçekimi Var (yön: Umut Subaşı, 2018)

Her Şey Yolunda (yön: Metehan Şereflioğlu, 2018)

Bu film de festivalin parlak işlerinden. İşçi sınıfından bir gencin aile, mahalle, biraz da sermaye üzerinden çatışmasını işliyor. Anlatmak istediğini dallandırıp budaklandırmadan temiz bir şekilde anlatmayı başarıyor.

Bir Taşra Rüyası (yön: İnan Erbil, 2018)

Taşraya dönmüş gencin hikâyesi, biraz Nuri Bilge etkisi de taşıyor. Aslında harika bir film izliyordum, ta ki finale gelene kadar. Bence hem hikâyeyle hem fikirle ilgisini koparmış bir finale sahip.

Saksak: Bir Tütün Belgesel (yön: Turan Kubulay, 2018)

Tütün üreticisi köylüleri anlatan belgesel, -her ne kadar belgesellerde bilgiye boğulmayı sevmesem de- bilgi namına çok cimri davranıyor.

Bir Taşra Rüyası (yön: İnan Erbil, 2018)

Öne Çıkan Yabancı Kısa Filmler

Not Al (yön: Elite Zexer, 2018)

Festivalde herkesin çok beğendiği Kum Fırtınası’nın aksine bence bu filmi, Elite Zexer’in ne kadar parlak bir yönetmen olduğunu gösteriyor. Orduda bir kadın subayın erkek askerler üzerinde oluşturmaya çalıştığı iktidara karşı, erkek-kadın iktidar rollerinin değişmesinden duyulan erkek hazımsızlığını işliyor. Yeterince güzel bir fikir ve güzel bir anlatım dili seçilmiş.

Hector Malot: Senenin Son Günü (yön: Jacqueline Lentzou, 2018)

Noel arifesinde bir genç kızın rüya görmesiyle başlayan yapım, kızın yalnızlığına, aile ve çevresiyle ilişkilerine odaklanıyor. Filmin anlatım dili kendine has ve güzel. Sırf sinemasal anlatımı için bile izlenmeye değer Hector Malot: Senenin Son Günü.

Hector Malot: Senenin Son Günü (yön: Jacqueline Lentzou, 2018)

Elektrikli Leon’un Yazı (yön: Diego Cespedes, 2018)

İki kardeşin güçlü, bazen de acaba ensest bir ilişki mi var diye sorgulatan ilginç karakterleri, filmin sürrealist hikâyesi, Elektrikli Leon’un Yazı’nı festivalin en beğendiğim işlerinden biri yapıyor.

Yargı (yön: Raymund Ribay Gutierrez, 2018)

Şiddet uygulayan kocasına dava açan bir kadının hikâyesi. Filmde Filipin banliyölerine tanık olmak dışında kayda değer bir şey bulduğumu söyleyemem.

Affedersiniz, Pinpon Odasını ve Kız Arkadaşımı Arıyorum (yön: Adriana Soreil, 2018)

Geldik festivalin Force Majeure’üne. Hakikaten her karede Ruben Östlund’u hissettim (Bunu taklitçilik anlamında değil, bir takipçilik olarak söylüyorum). İskandinav ülkelerine has karakterler ve atmosfer etrafında geçen film eğlenceli, daha doğrusu bıyık altından gülümseten temiz bir anlatım diline sahip.

Gözaltı (yön: Vincent Lambe, 2018)

Gerçek bir hikâyeden uyarlanan Gözaltı, iki küçük çocuğun cinayetine sorgu aşamasında ulaşılmasının öyküsü. Polisiye filmlerden farklı olarak, kısa metrajın kendine has ortamında aktarılmış. Abartılacak kadar değil ama başarılı bir deneme izlediğimi söyleyebilirim.

Bir cevap yazın