İstanbul’un Bir Gecesi: Bir Suat Derviş Romanı

Suat Derviş’in İstanbul’un Bir Gecesi adlı romanı İstanbul’un sıradan bir gecesini, farklı sınıflara mensup insanlardan yola çıkarak anlatır.

Roman, Suat Derviş edebiyatının toplumcu gerçekçi dönemine damgasını vuran iki romandan biridir. Diğer roman Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır ise ilk kez 1937 yılında gazetede tefrika edilmiştir.

İstanbul’un Bir Gecesi’nin ana konusunu veremli, yoksul Zeliha karakterinin kaza geçiren oğlu Memduh’a kan araması sırasında yaşadıkları oluşturur. Çocuk işçi Memduh, annesi çalışamayacak kadar hasta olduğundan hayatın yükünü erken yaşta omuzlamak zorunda kalan nice yaşıtından biridir. Suat Derviş Memduh’un durumunu şöyle açıklar:

“Çıplak ayaklarının parmakları arasına çamurlar dolarak şişman bir ev kadınının arkasında yürümek, doktorun annesinin tavsiye ettiği ve kendisinin bir gün bile almaya iktidarı yetişmeyen şeylerin ne kadar kolaylıkla alınabildiğini görmek onun için bütün bu meşakkatlerden (güçlüklerden) daha büyük bir azap oluyordu.”

Hamallık yaparak hayatını kazanan Memduh, aşırı çalışmaktan yorgun düştüğü bir akşamın sonunda yorgunluğunun yarattığı dikkatsizlikle tramvayın altında kalır, ağır yaralanır ve bir kolunu yitirir. Memduh’un annesi Zeliha’nın yolculuğu sırasında Suat Derviş, okuru İstanbul’un burjuva düğünlerinden birine davet eder. O düğüne kıyafet hazırlayan terzi yardımcısı Leyla ve âşık olduğu genç, işsiz, kumarbaz Avni’nin tutkulu aşkını da anlatır. Leyla’nın delice sevdiği Avni’nin suçunu öğrenme mücadelesi esere tempo kazandıran bir yan öykü olur.

Burjuva düğünü aynı zamanda bastırılmış hırsların, birikmiş kin ve garezin, kıskançlıkların ve her türden iç çatışmanın yansımasına dönüşür. Doktor Muhsin Atlısoy’un eşi Kevser, eşini aldattığı Cavit’in bir engelli olan Saffet ile evliliğini şu iç konuşmayla aktarır: “Görüyor musunuz şu adamı? Benim erkeğimdi. Beni terk etti. Milyonları olduğu için şu yengeçle evleniyor. Benim erkeğimken bunu yaptı.”

Burjuvazi için evliliğin sınıf atlama aracı olduğu gerçeği düşünüldüğünde, Kevser karakterinin yaşadığı psikolojik buhran da yerli yerine oturur. Kevser, sevmediği ve istemediği bu burjuva hayatıyla çatışma hâlindedir. Kocası Muhsin Atlısoy ile elde ettiği imkânlar ve sosyete yaşamı, sevgilisi Cavit’in yarattığı beklenti ve sevilme ihtiyacının ardından gelen hayal kırıklığı romandaki sinizmin sınırlarını gösterir.

Suat Derviş, burjuvazinin yabancılarla iş tutan muhtelif kollarını ve yabancı burjuvanın mallarını yurda getirenleri yine aynı düğün gecesinde buluşturur. Tipleştirmeyi Fazıl Osman ve Herr Krause ile yapan Suat Derviş, bu alışverişi şu cümlelerle verir:

“İşte şimdi, şu anda büfenin önünde en aşağı üç-dört milyon Türk liralık bir iş müzakere ediliyordu. Herr Krause Almanya’nın ecnebi (yabancı) memleketler için imal edilmiş tapon mallarını Fazıl Osman beyfendi vasıtasıyla kimbilir hangi müesseseye satmak için ikna edici nutkunu kızının izdivacının (evliliğinin) saadetle payidar (ölümsüz, kalıcı) olması temennilerinden yaptığı bir demetle karıştırarak takdim ediyordu.”

Öte yandan eşinin rahatsızlığının yarattığı hastane masraflarını ödeyemediğinden çalıştığı şirketin kasasından para çalan veznedar Vasıf’ın düğün sahibine ulaşma çabası, romanın trajik bir başka yönünü yansıtır. Vasıf çaldığı para için patronundan özür dilemek isterken düğün davetlilerinin otomobilleri soyulunca hırsız yerine konularak tutuklanır. Vasıf’ın bu beyhude çabası burjuvazinin yoksulları tehdit olarak görüp dışlamasını beraberinde getirir:

“Ve utanmadan ufak bir vicdan azabı duymadan bir adam, bu kale gibi konakta, yüzlerce davetliyi doyuran ve bu bir gecede onun vezneden çaldığı parayı değil onun bütün hayatınca harç edebileceği parayı eğlence için sarf edebileceği adam olan elini uzatmıyor, tıpkı bir insanın suda boğuluşunda imdada koşmak gibi en iptidai (ilkel) bir insanın duyabileceği bir alakayı, bu en tabii (doğal) ihtiyacı hissetmeden soğuk kanla seyrediyordu.”

İstanbul’un Yoksulları ve İşçileri

Suat Derviş, gazetecilikten miras bilgisini ve İstanbul’un yoksulları ve işsizlerinin nasıl yaşadığına dair tanıklığını tıpkı Ankara Mahpusu romanında olduğu gibi İstanbul’un Bir Gecesi’nde de Zeliha karakterinin tanıklığında sergiler:

“Sabunda çalıştığı zamanlar gece yarısından sonra işinden çıkıp buralardan geçerken Karaköy Caddesi’nde, tramvayların döndüğü noktada bir lokantanın serserilere Allah ricası için müşterilerin tabaklarında kalmış yemekleri bedava olarak dağıttığını ve bu serserilerin de elde birer kırık konserve kutusuyla arka arkaya kapının önünde dizilip sıra beklediklerini görürdü.”

Romanda iki sınıf arasında kalan küçük burjuva karakterini temsil eden Ali hem içinden çıktığı yoksulların hem de bir muhasebeci kimliğiyle davet edildiği zengin düğünleri aracılığıyla burjuva sınıfının gözlemcisidir. Ali üniversite yıllarında üşümemek için kütüphanelere sığınan, yarı aç yaşayarak okulunu bitiren tipik bir alt sınıf üyesidir:

Ali’nin hayatı çok müşkül (zor) olmuştu. O bu hayatı mütemadi (aralıksız) mahrumiyetler (yoksunluklar) ve üzüntüler içinde geçmişti. Tahsil yapabilmek için nelere katlanmıştı. Fatih Medresesinin bir köşesinde buz gibi bir odayı ve sefil bir yatağı felsefe talebesiyle paylaştığı günleri aç aç kaldırımda dolaştığı haftaları ısınmak için kütüphanelere gidip kütüphaneler kapanıncaya kadar oturduğu kış aylarını unutmamıştı.”

Ali’nin içinden geldiği sınıfla varoluşu arasında yaşadığı çelişki ve sonunda arkadaşı Muammer aracılığıyla İstanbul’un serseri hayatına yine aynı gecenin devamında yaptığı ziyaret, yolunu Zeliha ile kesiştirir. Bu kesişme karamsar bir hava taşıyan roman örgüsünün belki de en iyimser atmosferini var eder. Ölmekte olan çocuğu için kan arayan Zeliha, sınıf düştüğü için Ekim Devrimi’ne kin güden aristokrat eskisi Prens Osman’dan aldığı beşlikle kan ararken Ali ile buluşur.

Ali, Zeliha’nın oğlu için kan vermeye karar verir. Artık yeni biri olmaya başlamıştır:

Şimdiye kadar o hayatta yalnız kendisi için mahdut (sınırlı) bir muvaffakiyet (başarı) istemişti. Yalnız kendisini düşünmüş ve büyük bir gayretle kendi malik olmak istediği şeyleri almaya çabalamıştı. Fakat şimdi şu dakikada, şu karanlık sokakta, hafif vücudunu ayakta tutmak için kollarını hizmetine verdiği bu kadının yanında ve bu kadın “İstanbul bomboş.. Evladı ölecek diye çırpınan bir anayı kimse görmüyor mu ?” diye şikayet ederken birdenbire birşey keşfediyordu. Bu da hayatta herşeyi kendisi için isteyen adamın değil, başkaları için kendisinden birşey verenin, vermesini bilenin büyük adam olabileceğini hissediyordu.” 

Zeliha trajik bir roman karakterinin karşılaştığı bütün çelişkileri, çatışmaları yaşarken onun bu yolculuğuna İstanbul’un Bir Gecesi’nden ayna tutar Suat Derviş. Onun aynası ile İstanbul’un Bir Gecesi’nde farklı sebeplerle sokağa çıkmış insanların yolları kesişir. Kitabın önsözünü yazan Çimen Güney Erkol’un belirttiği gibi “Bu birbirine bağlanan yaşam hikayelerinin hiçbirinde karakterler seçimleri nedeniyle eleştirilmez; yaşadıkları ahlaki sorgulama ise yazarın fikirlerini arka arkaya sıraladığı tiradlarla değil, karakterlerin kendi çelişkilerini dile getirmeleriyle veya buna tanık olan diğer karakterlerin görüşleriyle okura aktarılır. Derviş, en güzel örneklerinden bazılarını kendisinden sonra gelen kuşağın yazarlarından Orhan Kemal’de gördüğümüz şeyi yapar; yazar olarak aradan çekilir.”

Suat Derviş, çağdaşı olan diğer kadın yazarların (Muazzez Tahsin Berkand, Kerime Nadir v.b) aksine kadını evlilik, aile, ev ve toplumsal cinsiyet sorunlarının dışında ele alır. Onun ayırt edici edebi politikası, toplumsal gerçekçi edebiyata yönelmesiyle iyice belirginleşir.

Fethi Naci’nin deyişiyle “Roman toplumsal gerçekliği “insan”larda somutlayarak yansıtır. Romanın bu görevini yerine getirebilmesi için bu “insan”ların gerçekten yaşayan sahih (gerçek) insanlar olması gerekir. Konuşmalarıyla, davranışlarıyla, düşünceleriyle, özlemleriyle cesaretleri ve korkaklıklarıyla umutları ve umutsuzluklarıyla.” Suat Derviş tüm bu prensiplerin hakkını İstanbul’un Bir Gecesi romanında fazlasıyla verir. Bu yüzden edebiyat eleştirmenlerinin ve okurların Suat Derviş’in yeni keşfedilen bu eserini dikkate almaları gerekmektedir.

 

Yazar: Ümit Özdemir

 

Yararlanılan Kaynaklar

Derviş, Suat. (2018). İstanbul’un Bir Gecesi, İstanbul: İthaki Yayınları.

Naci, Fethi. (1991). 100 Soruda Türkiye’de Roman ve Toplumsal Gelişme. Gerçek Yayınları, s.271.

Bir cevap yazın