Can Aytekin’in Boş Ev Sergisi: Ev, Yalnızca Yaşadığımız Yer Midir?

Dilan Salkaya

Dilan Salkaya Hakkında

1994 yılında İstanbul'da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde sinema okudu, İstanbul Üniversitesi Radyo, Tv ve Sinema Bölümü'nde yüksek lisansına devam ediyor. Fil'm Hafızası, Sinema Terspektif, Berfin Bahar, Rabarba, Hayal Perdesi gibi farklı mecralarda ve dergilerde sinema üzerine yazıları yayımlandı, çeşitli kısa film denemeleri oldu. Cineritüel'de yazmayı sürdürüyor.

Küratörlüğünü Eda Berkmen’in üstlendiği Can Aytekin’in Boş Ev sergisi, 15 Temmuz 2018 tarihine kadar Arter’de ziyaretçilerini bekliyor.

Ev dediğimiz nedir? Kâğıt üzerindeki taslaktan dört duvara dönüşene dek hangi aşamalardan geçer? Hafızamızda nasıl yer edinir?

Sanatçı Can Aytekin, soyut kavramlardan yola çıkıp geçmişe ait unsurları bugünde sabitlerken benzeri soruların peşine düşüyor. Özetle, bir evin var olma aşamalarında yer alabilecek malzemeler ve eşikler eskizlerle, çizimlerle, basit mimari formlarla sergileniyor.

Boşluğun içine aldıklarını ve dışarıda bıraktıklarını sorgulayan sergide tamamlanmamış bir yapı veya taslak çağrışımı uyandıran bu çizimler, sanatçının sanatındaki teknik arayışını da konu ediniyor. Can Aytekin’in atölyesinde gerçekleştirdiği ve sergi alanına taşıdığı inşa süreçleri, beyaz bir küp olarak addedilen galeri mekânında boşluğun içindeki ikinci bir boşluk olarak yeniden kurgulanıyor. Ziyaretçilerini de aşina oldukları imgelere yeniden bakmaya ve yeni anlamlar keşfetmeye davet ediyor.

Serginin zemin kattaki ayağı ev üzerine düşünmeyi sağlarken olası bütün eşyalardan ve insanlardan uzak, tamamen bir yapı olarak konumlanan ev’i karşımıza çıkarıyor. Dedesinin evini hatırladığı şekliyle çizimlere ve katlayıp diktiği tuvallere döküyor sanatçı. Bu hâliyle odalar yalnızca herhangi bir evi çağrıştıran soyut temsiller oluyorlar ve siz içlerini nasıl istiyorsanız o şekilde doldurabiliyorsunuz; kendi çocukluğunuzla, kendi dedenizin anılarıyla.

“Tapınak Resimleri”, “Kaya Resimleri”, “Ters Yüz” ve Diğerleri

Serginin devamında yer alan tapınak, bahçe, kaya, anıt gibi imgeleri ifade eden çizimler, hem insanlığın hem de dini mekânların zamana meydan okuyan yönlerini kavrama noktasında önemli. Soyut kavramların bir mekân biçiminde somutlaşarak hayata dahil olması, bir taşın bir mezar taşı da olabileceği gerçeği, tarihe tanıklık eden çizimler yahut bir evi inşa edecek olan basit kaya parçası, yaşamın sınırlarını da akla getiriyor. İnsan eliyle sınırlandırılan, yeniden düzenlemeye tâbi tutulan bahçe ve tapınak gibi mekânlar, sanatçının kendi çocukluğuna ait ikonları sabit bakışlara ve hafızalara dönüştürüyor.

Örneğin 2005-2006 tarihli kaya resimleri, Can Aytekin’in dedesinin İstinye’deki evinin yakınlarında bulunan taş ocağına bir buçuk yıl boyunca gidip ocağın önünde duran kayanın eskizlerini çizmesiyle oluşuyor. Bu anlamda sanatçı kendi hafızasını da mekâna taşıyor. Anıtları minimize ederek ve soyuta indirgeyerek yansıtması, kolektif hafızalarımızda ne şekilde yer ettiklerini anlamanın bir başka yoluna dönüşüyor. Öte yandan sanatçının tavrı, zamanla çizgilerin ve detayların hafızadan silinip gitmesini ifade ediyor. Yıllar geçtikçe çocukluğumuza ait ev imgesi bulanıklaşıyor, yerini bir kapı eşiği, pencere kolu, duvardaki basit bir çentik alabiliyor. Mekândan geriye anılar kalıyor. Mekânın bütününü hafızada canlandırmak için ise ortada yalnızca bir temsilin, çağrıştırıcı bir objenin olması yeterli gözüküyor.

Bir cevap yazın