Sanatın Farklı Tanımları: Platon ve Aristoteles’e Göre Sanatın Gerekliliği

antik yunan
Dilan Salkaya

Dilan Salkaya Hakkında

1994 yılında İstanbul'da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Bölümü'nde lisansını tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde yeni medya ve çocuk alanında yüksek lisansına devam etti. Fil'm Hafızası, Sinema Terspektif, Berfin Bahar, Hayal Perdesi gibi farklı basılı ve online mecralarda sinema üzerine yazıları yayınlandı. Cineritüel'de sinema üzerine yazmaya devam ederken, Mayıs 2019'dan bu yana Arter'in Öğrenme Programı'nı oluşturan ekiple birlikte çalışıyor.

Sanatın var olma sebebini ve anlamını açıklığa kavuşturabilmek için kuramcılar, sanatçılar, eleştirmenler, sanatseverler neler yüklememişlerdir ki sanata. Estetik bir eğlendiri olmalı, insanı yetiştirmeli, haz vermeli, hayat dersi niteliği taşımalı gibi görüşlerin yanı sıra, iki işlevi birden yürüterek hem eğlendirip hem öğretmesi, hatta insanları yaşamın derin karanlıklarından kurtarıp ruhlarını Tanrıya doğru çevirmelerini sağlaması bile beklenmiştir sanattan.

Kimi eleştirmenlere göre ideal bir yaşamın yaratıcısı olması gereken sanat, S. Moissej Kagan’ın Estetik ve Sanat Notları’nda; ”Sanat, acımasızca yargılamalı, insanlar arasında özel bir dil kurarak aracı olmalı, başkalarının anlayışına kapalı bir biçimde kişinin kendisinin anlatımı olmalı, fazladan enerjinin boşalışı olmalı, bir düş, bir sanrı, bir aktarım olmalı…” şeklinde bile tanımlanmıştır.

Atina Okulu
Atina Okulu’ndan detay, Platon ve Aristoteles, (Raffaello Sanzio, 1509-1511)

Bilim, teknik, spor, politika, din, oyun, dil gibi başka hiçbir insan etkinliği, tarih boyunca sanat kadar bu denli farklı biçimlerde yorumlanmamıştır. Daha da önemlisi, insanoğlu nasıl olmuştur da sanatın ”ne” olması gerektiği sorusunun üstesinden bugüne dek gelememiştir? Günümüze değin ileri sürülmüş birkaç kurama ve estetiğe bakacak olursak, insanların kafalarının sanat konusunda ne denli karışık olduğunu kolaylıkla anlayabiliriz. Feodal Ortaçağ Estetik Kuramı, ”Sanatın görevi insanın ruhunu dince arındırmak, öbür dünyayla ilintisini kurmak.” derken; Burjuva Demokratik Rönesans Estetiği sanatın görevinin ”Bu dünyayı bilme.” olduğunu söylemiştir.

Tüm bu görüşler ve öngörüler gösterir ki sanat, elbette var olması gereken bir olgudur. Kimse ne işe yaradığını, amacının ve görevinin ne olduğunu tam anlamıyla çözememiş olsa da. Zaten gerçek sanat da karşıtlıklardan, tartışmalardan doğmuş olan, ”bir derdi olan” sanat değil midir? Bazılarımıza göre evet, kimimize göreyse sanat yalnızca sanat içindir.

Eski Yunan’ın en ünlü iki filozofu Platon ve Aristoteles’in sanat hakkındaki görüşleri, sanatın gerekli olup olmadığı konusuna farklı bakış açıları sunmaktadır. Eserlerinin, sanatsal değer bakımından bir karşılaştırması yapılacak olunursa Platon’un Aristoteles’i geride bırakacağı şüphesizdir. Aristoteles’in eserleri için ”okulundaki ders notları” denmesinin bir sebebi de, kimi çevreler tarafından yetkin bir sanatçıdan çok bir bilgin olarak kabul edilmesidir. Bu konuda Berna Moran ”Platon büyük bir filozof, Aristoteles büyük bir bilgindir.” der. Platon, Aristoteles’ten daha derin bir sanatçı kimliğine sahip olsa da, bu durum sanat konusundaki görüşlerini haklı çıkarmayabilir.

Eidola ve Platon’a Göre Sanatın Olumsuz İşlevi

maske
Antik Yunan’da oyuncu maskeleri

Platon değişmeyen, insandan bağımsız, mükemmel bir gerçekçiliğin varlığını kanıtlamaya çalışan bir filozoftur. Durmadan değişen duyu dünyasına karşılık, ancak düşünce ile kavranabilen değişmez idealar (formlar) dünyasına inanmıştır. Bizim gördüğümüz, beş duyumuzla algıladığımız maddesel dünya ancak bir kopyadan (mimesis) ibarettir. Maddesel dünyada var olanların her birinin bir ideası vardır ki, Platon için asıl gerçek olan da odur.

Platon’a göre gerçek bilgi de ideaların bilgisidir. Gerçeklik derecesi bir kopyanınkinden aşağı olan yansılar da vardır; bir ağacın suda yansıması gibi. Platon bunlara ”eidola”* adını verir. Duyular dünyası, ideaların bir kopyası olduğundan gerçeklikten bir adım uzaklaşmışlardır. Eidolar ise duyular dünyasının kopyası, yani ideaların kopyasının kopyası oldukları için onların gerçekliğinden dahi söz edilememektedir.

Sanata gelince, Platon’a göre sanat da işte bu eidolardan farklı değildir. Resim de şiir de insanların yansılarıdır. Yüzeysel gerçekliği yansıttıkları için de bizleri hakikatten uzaklaştırırlar ve ters yola götürürler.  İşte bundan ötürü Platon Devlet’in Onuncu kitabında sanata karşı çıkar. ”Sanatçının tek olanı yansıttığını ve dolayısıyla okura gerçeklik (hayat) hakkında bilgi veremeyeceğini ve zaten şaire özgü bir bilgi alanı da olmadığını iddia eder.”1

Daha da ileriye giderek edebiyatın ahlak bakımından zararlı olduğunu belirtir. ”Homeros’un ve diğer şairlerin, sanıldığı gibi eserlerinde kimseye yol göstermiş olmadıklarını, savaşların onların öğütleriyle kazanılmadığını koyar ortaya.”2 Şiirlerde, masallarda geçen büyük kahramanların ve Tanrıların hoş olmayan davranışlarda bulunduklarını, ağlayıp sızlayarak, yalan söyleyerek, ahlaksızlıklar yaparak gençlere kötü örnek olduklarını söyler. Hatta Platon’a göre tragedya, komedya ve destan zararlı türlerdendir. Bu türlerde yer alan kötü karakterlerin seyreden ve okuyan tarafından taklit edileceğini, dolayısıyla da kişiliklerinin zarar göreceğini savunur. Sonuç olarak Platon sanatın olumsuz bir işlevi olduğunu söyler, insanların zarar görmemesi için, kişiliklerinin bozulmaması için sanata karşı çıkar.

Tartışmalı Denemeler: ”Yaşayan Birinin Zihninde Ölümün Fiziksel İmkânsızlığı” ve “Sanatçının Boku”

Yaşayan Birinin Zihninde Ölümün Fiziki İmkânsızlığı
“Yaşayan Birinin Zihninde Ölümün Fiziksel İmkânsızlığı”, Damien Hirst

Sanatı tanımlamaya çalışırken, araya girip çağdaş örnekler vermekte de fayda var. Bunlardan bir tanesi Damien Hirst’ün ”Yaşayan Birinin Zihninde Ölümün Fiziki İmkânsızlığı” adını verdiği, dondurulmuş, dört buçuk metrelik köpek balığı. Elli bin sterline satılan bu köpek balığı alıcısını “Yanında Patates Tava Bile Olmayan Balığa 50 Bin Sterlin!” başlığını atarak tiye alan The Sun gazetesi, yeni bir tartışmanın da fitilini ateşlemiş sayılır. Yine Hirst’ün, kişisel sergisinin açılışına gelenlerin sigara izmaritlerinden ve kâğıt bardaklarından bir sunum hazırlaması, ertesi gün sergi mekânını temizlemek için gelen temizlikçinin ise hepsini çöpe atıp sansasyona sebep olması, sanatı tanımlarken tartışılması gereken bir diğer noktaya dikkat çeker: Gerçek sanat nedir?

sanatçının boku
“Sanatçının Boku”, Piero Manzoni

Bir başka örnek de dâhi Piero Manzoni’nin ”Sanatçının Boku” adını verdiği eseridir ki sanatçı kendi dışkısını konserve kutusuna koyarak sergilemiş ve eser, altın fiyatına satışa sunulmuştur. İşin tuhaf tarafıysa şudur: Ya kapalı konserve kutusunun içinde gerçekten sanatçının boku yoksa? Konserve kutularından satın alanlardan Bernard Bazil de bu sorunun cevabını merak etmiş olacak ki kutuyu açar, kutunun içinde başka bir kutu bulur. Sanatın tanımı, bir dâhi tarafından bu defa şöyle kurulmuştur: Sanat merak uyandırır.

Sanatta ticarileşmenin karşısında konumlanan eserleriyle Tibet Budacıları’na ve onların kumdan yaptıkları, doğanın gelip geçiciliğini anlattıkları kalıcı olmayan resimlerine sığınmak da bir seçenektir.

Aristoteles’in Poetika ile Cevabı: Sanatçı, Hayatı Açıklayandır

Platon’a bir cevap sayılabilecek ”Poetika” adlı eserindeki görüşleriyle bugün bile önemini korumakta olan Aristoteles’e göre ise sanat son derece gereklidir. Aristoteles, ”Şairin ödevi, gerçekten olan şeyi değil, tersine olabilir olan şeyi, yani olasılık veya zorunluluk kanunlarına göre mümkün olan şeyi ifade etmektir.” 3 diyerek Platon’a karşı çıkar ve şairin ”asıl” gerçekliği anlatmak, bizi ona yönlendirmek gibi bir ödevinin olmadığını söyler.

Aristoteles’e göre de sanatçı, örneğin bir yazar, hayatı, insanları, onların tutkularını, özelliklerini anlatır ama bu gerçek hayatı olduğu gibi anlatmak demek değildir. Eğer hayatı aynen kopya ederse gereksiz ayrıntılar, anlamsız olaylar da işin içine karışır ve anlattıkları ”tek” olmaktan öteye gidemez. Dolayısıyla kişi, evrensele dokunamaz. Ona göre en kaba ifadeyle bir adamın bir gününü olduğu gibi anlatmak, yediklerini, içtiklerini söylemek sanat değildir.

poetika
Poetika, Aristoteles

”Sanatçı, bir tek adamın hayatını doğru olarak anlatmaya kalkışmaz, bir adamın hayatında genellikle insanoğlunun hayatını, yani hayatta evrensel olan unsurları yansıtır. Olanı değil, olabilir olanı.”4

Aristoteles’e göre sanatçı, Platon’un sandığı gibi bizi gerçeklikten uzaklaştıran, sahte bilgiler sunan birisi değil; olması gerekenleri ayıklayarak bize hayatı açıklayandır.

Aristoteles, Platon’un aksine tragedyanın ahlak bakımından yararlı olduğuna da inanır. Poetika’da tragedyanın tanımını yaparken ”Acıma ve korku duygularını uyandırmak suretiyle bu duyguların arınmasını sağlar.” der. Ona göre tragedya insanlara zaafları, kaçınılması gereken kötülükleri gösterecek, Tanrının adaletini, akıbetleri örneklerle gözler önüne serecek, seyirciyi uyaracaktır. Böylece Aristoteles edebiyatın, tragedyanın, şiirin bilgi kazandırdığını, yararlı psikolojik etkilerinin olduğunu, arınma sağladığını söyleyerek Platon’a karşı çıkar ve sanatı savunur.

“Sanat, İnsan İçindir”

Dönüp dolaşıp lafı yine sinemaya getirecek olursak, sanatı tanımlamaya çalışanlardan en çok Metin Erksan’a saygı duyduğumu söyleyebilirim. İnsandan bağımsız düşünemediği sanatı hiçbir ideolojiye büründürmeden sunan Erksan, sanatı özetle şöyle tanımlar: Sanat, insan içindir.

 

 

*Eidola: Görüntü, imge.

1Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İstanbul, İletişim Yayınları, 1972
2Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İstanbul, İletişim Yayınları, 1972
3Aristoteles, Poetika, Can Yayınları, 2007
4Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İstanbul, İletişim Yayınları, 1972

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.