Red Speedo ve Tiyatronun Mekân Sınırlarına Taşması

Caner Kılıç

Caner Kılıç Hakkında

1988 İstanbul doğumlu. Gaziantep Üniversitesi fizik bölümünden mezun. Hâlen Balat Monologlar Müzesi'nde iki kısa oyunu sahnelenmekte, kısa film, video ve yazı çalışmalarını sürdürmektedir.

Bu sezon Lucas Hnath’ın yurt dışında ses getiren oyunu Red Speedo, Ahmet Sami Özbudak rejisiyle Türkiye’de hayat buldu. Oyun, bir sporcunun etik, para, hırs üzerinden çatışmalarını baz alıyor. Spor konulu pek çok oyundan farkı havuz kenarında oynanması. Özbudak bizi alıp Pera Palace Oteli’nin havuzuna, oyunu zekice yerleştirdiği sahneye getiriyor.

Aslında oyun havuz kenarında oynanmak için tasarlanmamış. Ama buna oldukça müsait. Nitekim New York temsilinde yönetmen sahneye büyük bir akvaryum kurarak oyunun bu özelliğinden faydalanmış. (Fotoğraflarına bakılırsa epey para da harcamış gibi).

caner kılıç

Red Speedo olimpiyat seçmelerinden bir gece önce başlıyor, direkt bir olayın ortasından. Yani ışıklar açılıyor ve iki karakter hararetli bir tartışmanın içerisindeler. Pek çok yeni oyunda görebileceğimiz bir yöntem. Bu tip başlangıçları ben de seviyorum; bir anda nerede, ne oluyor sorusuyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Seyre dalma bir anda balıklama atlama oluyor, aynı oyunumuzda olduğu gibi.

Dönelim Ray’e. Kahramanımız Ray gelecek vaat eden bir yüzme atletidir. Yetenekli bir sporcu olmasının ötesinde aslında üstüne kurulmuş ya da kurulmaya başlanacak bir sistemin de yapı taşıdır. Yani menajerler, spor kulüpleri, antrenörler, sponsorlar, reklamlar ve tabii bolca paradan bahsedilen bir sistem. Ray’in bir sırrı vardır. Ortaya çıkınca sistemin çökmesine neden olacak bir sır. Hikâye tam burada tetiklenip oyunun sonuna kadar sıkılmadan takipte kalmamızı sağlar. Red Speedo, yazarın her aşamada hikâye örgüsünü ustaca kurduğunu görebileceğimiz, doksan dakika boyunca dramatik yapıya sadık kalan bir oyun.  

Ray’in bize söyleyecekleri bir sırrın açığa çıkması ve gelişen olaylar değil. Daha ilk dakikalarda bir havuç torbası alıp yemesiyle sembolik olarak bir yarış tavşanı olduğunu yüzümüze vuruyor örneğin. Bunun dışında, sistemin ürettiği pasta büyük olunca yozlaşma kaçınılmaz oluyor. Kendi spor olaylarımıza baktığımızda da spor müsabakaları artık şov sektörünün bir parçası. Büyük paraların döndüğü sistemin temeli olan “sporcu” dediklerimiz, bazen saniyelerle başarılı veya başarısız ilan edilmenin eşiğinde, yirmili yaşlarındaki insanlar. Üzerlerine binen yükle bu doğrultuda yollarını kaybetmeleri, oyunda dantel gibi işlenmiş. İlave olarak Erdem Kaynarca ve Erol Babaoğlu’nun övgüye değer oyunculuğundan da bahsetmek gerek.

Tiyatro Daha Fazla Mekân Arayışında

Peki Ahmet Sami Özbudak bu güzel metin üzerinde nasıl harika bir iş çıkardı? Sahneyi alıştığımız İtalyan (çerçeve) tiyatro mekânından çıkartıp gerçek bir havuza getirdi. Bu bile başlı başına riskli bir karar. Yönetmenin konfor alanından çıkıp tiyatro için tasarlanmamış bir mekâna geçmesi, sınırları zorlamak anlamına geliyor. Tek başına bu bile alkışı hak ediyor. Dahası seyirciye yeni bir izlek, yeni bir gerçeklik kapısı sunuyor.

Aslında Özbudak’ın bunu ilk yapışı değil. Balat Monologlar Müzesi’nde bizi (seyir edeni) seyir etmekten çıkarıp bir okula götürdü. Seyir etmekten çıkarıp dolaştırdı, dokundurdu, hissettirdi. Okulun her odasında ayrı bir performans sergileterek gerçeklik algımızla oynadı. Böylece mekânı sadece seyircinin oturduğu karanlık dört duvar değil, teatral bir öğe haline getirdi. Özetle, tiyatro daha fazla mekân arayışında…

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.