Geçtiğimiz Yılın Gölgede Kalan Başarılı Ana Akım Filmleri

Netflix’in beyazperdeyi devirdiği yıl olarak belki de tarihe geçecek olan 2019, bu platformda The Irishman, Marriage Story, The Two Popes gibi başarılı performans filmlerini izlememize olanak sağladı.

Netflix’e 2019 yılında meydan okuyan ve yılın en önemli filmlerinden biri sayılabilecek yapım ise Joker oldu. Jojo Robit, Once Upon a Time in Hollywood, Ford v Ferrari, Parasite gibi filmler ise fırsat bulunca kendini gösterebilen önemli yapımlar oldu.

Yerli sinemamız açısından Organize İşler’in beyaz perdeye döndüğü, Cem Yılmaz’ın Karakomik Filmler ismi ile yeni denemelerine devam ettiği, Naim ve Cinayet Süsü filmlerinin ana akım yapımlarda öne çıktığı, bağımsız sinemamızda ise Kız Kardeşler ve Bağlılık-Aslı gibi iddialı filmleri izlediğimiz bir yıl oldu.

Aşağıdaki listede 2019 yılı içerisinde hem Türkiye hem de dünya sinemasında arzu ettiği seyirci sayısına ulaşamayan fakat alkışı hak eden ana akım filmlere yer verdik.

Artun Bötke’nin seçimleri:

Long Shot

Long Shot, romantik komedi türünün tüm klişelerini harfiyen yerine getiren ve girişinden finali az çok belli olan filmlerden. Hele Seth Rogen filmografisine aşinaysanız Knocked Up (2007) ile benzerliklerini hemen yakalayabilirsiniz.

Tüm bunlara rağmen Long Shot‘ı izlemesi çok keyifli. Ayrıca filmi sıcak yapan birkaç unsur var. İlki senaryonun (karakterlerin, çatışmaların ve yan öykülerin) iyi kurulması, diyalogların gerçekçi olması ve şakaların tüm bu unsurlarla uyuşması. İkincisi şaşılası bir şekilde Charlize Theron ile Seth Rogen’in ekran uyumu. Son olaraksa politik arka planının yardımıyla gündeme dair gayet başarılı göndermeler yapabilmesi.

Sonuçta iki saatinizi rahatlıkla verebileceğiniz, oldukça eğlenceli ve rahatlatıcı bir yapım çıkmış ortaya.

——————————————————————————————————

Belle Epoque

Fransız ana akım filmleri, ülke sinemasının yıllara dayanan tecrübesi ve ayakta kalabilmişliğinin avantajıyla her daim belirli bir seviyeyi yakalayabiliyor. Bilhassa komedi filmleri, türü yeniden yaratmasa da (böyle bir iddiaları da zaten olmuyor) güzel bir fikri tutarlı senaryo ile zeki espriler sayesinde keyifli bir filme dönüştürebiliyor. Maalesef ülkemizin hiç başaramadığı bir meziyet.

Belle Epoque (Yeni Baştan) bu tarzın son başarılı örneklerinden. Duyguların gücünü, samimiyetin önemini ve bu ikisinin günümüz dünyasında nasıl görmezden gelindiğini vurgulayan film; merkezine popülaritesi geride kalmış, huysuz bir ihtiyara dönmüş ünlü bir karikatüristi, Victor’u alıyor. Hayatında her şeyin tek tek kötüye gittiği bir günde, oğlunun en yakın arkadaşı ona hayatında bir günü yeniden canlandırma şansı veriyor. O da eşiyle ilk defa tanıştığı günü seçiyor. Victor tamamen ona özel hazırlanmış sete ayak bastığında o güne de geri dönüyor ve içinde uzun yıllar sönmüş olan çeşitli duygular tekrar ortaya çıkıyor.

Bu seyirci dostu Fransız komedisi, sakin ama keyifli bir akşam için birebir.

—————————————————————————————————–

Klaus

Her mitin içinde bir gerçek vardır. Tersten gidilirse, gerçekler kah saptırılarak kah abartılarak mitlere dönüşür. Bu durum sadece mitolojik hikâyeler için değil, gündemin içindeki sıradan olaylar için de geçerlidir.

Klaus sırf bu gerçeği tüm filme yedirerek anlattığı için takdiri hak ediyor. Üstelik keyifli bir animasyon olarak (geleceğin yetişkinleri olacak) çocuklara bu önemli hususu gösteriyor. Diğer türlü Noel Baba mitinin nasıl zengin bir avare tarafından yaratıldığını anlatan bu animasyonun hoş vakit geçirtmek dışında pek bir meziyeti yok.

Çocuklarına ufak ama mühim bir öğüt verirken eğlenmek de isteyen yetişkinlerin aklında bulunsun.

——————————————————————————————————

Where’d You Go, Bernadette

Richard Linklater her zamanki gibi kafasına göre film çekmeye devam ediyor. Son eseri Where’d You Go, Bernadette’te amacı, bir dehanın zihnine biraz olsun girebilmek ve onun dış dünyayla yaşadığı kontrastlardan öyküye yön vermek. Ayrıca kadın merkezli bir film yapmaya çalıştığı aşikâr.

Başarılı oyuncu seçimi ve Cate Blanchett’in harikulade performansıyla bunu gayet güzel başarıyor. Bu minör filmle frekansı tutanları çok keyifli iki saat bekliyor.

——————————————————————————————————

Alpaslan Paşaoğlu’nun seçimleri:

Shadow 

Kariyer patlamasını bugün artık kültleşmiş bir dram filmi sayılan Raise the Red Lantern (Kırmızı Fenerler, 1991) ile gerçekleştiren Çinli usta yönetmen Zhang Yimou, en son vasat bir Hollywood filmi Great Wall (2016) ile beyazperdede görülmüştü. Kariyerinin erken dönem filmlerinden sonra Uzak Doğu sinemasının epik dünyasına geçiş yaparak Hero (Kahraman, 2002), House of Flying Daggers (Parlayan Hançerler, 2004) gibi harika yapıtlar veren Yimou, bizlere yine ustalaştığı dünyadan bir masal anlatıyor.

Shadow, Çin tarihinin karakteristik feodal yapısını her sekansında yaşatan görsel bir şölen. Klasik Uzak Doğu dövüş sanatlarının başrolde olduğu “wuxia” janrındaki film, hanedan savaşları arasında tüm dengeleri değiştirecek gölge savaşçılarının hayalle gerçek arasında git-gel yaşatan şiirsel öyküsünü anlatıyor.

——————————————————————————————————

Arctic

Dr. Hannibal Lecter rolü ile tanınan Mads Mikkelsen’in başrolünde yer aldığı Arctic, 127 Hours (2010) tipi klostrofobik filmler kategorisinde yer alabilecek bir yaşam mücadelesi filmi. Karakterimiz bu sefer bir oda veya bir tabut yerine doğa içerisinde sıkışıp kalmakta.

Posta uçağı pilotu Overgard, uçağının arıza vererek buzullara zorunlu iniş yapması üzerine, uçsuz bucaksız beyaz bir atmosfer içerisinde elindeki sınırlı materyallerle adeta biz seyircisine hayatta kalma eğitimi veriyor. Üstüne üstlük kendisini kurtarmaya gelen bir başka pilotun da kaza yapması, bir başına iken zor hayatta kalan karakteri, bir başkasının daha canını düşünmek zorunda kaldığı bir yolculuğa çıkmaya zorluyor.

——————————————————————————————————

Mary Queen of Scots

Yönetmen Josie Rourke’un daha ilk filmi ile güçlü bir anlatım dili sergilemesi gelecek adına yeni filmlerini merak ettiriyor. Son yılların yükselişteki kadın oyuncusu Margot Robbie’nin (Elizabeth) Saoirse Ronan (Mary) ile başrolünde yer aldığı film, Birleşik Krallık’ın bitmez tükenmez taht oyunlarının aslında farklı bir anlatım formundan başkası değil. Bu anlatımdaki fark ise erkek egemen bir dünya yerine kadınların tarihsel mücadelesine ışık tutması.

Dul ve Katolik bir Kraliçe olarak toprağı İskoçya’ya döndüğünde, karşısında Protestan ağırlıklı muhalif bir nüfuz ve kendisinden hiç hazzetmeyen lordlar kamarası bulacak olan Kraliçe Mary, bir de Birleşik Krallık’ın Kraliçesi Elizabeth ile iktidar mücadelesi verir.

——————————————————————————————————

Yesterday

Trainspotting (1996),  Slumdog Millionaire (2008) gibi ödüllü filmlerin Oscarlı yönetmeni Danny Boyle’un sessiz sedasız ülkemizde de gösterime giren filmi Yesterday,  geçmiş filmlerinden tamamen ayrı bir yerde durmakta.

Düşünün ki The Beatles’ın tüm şarkılarını biliyorsunuz, eliniz gitar da tutuyor. Fakat geçirdiğiniz bir kaza sonrası uyandığınız dünyada The Beatles hiç var olmamış. Fakat bu şarkıları bilen bir siz ve elinizde gitarınız ile neler yapabilirsiniz.

Müzik endüstrisi, kapitalizm, geçmişle kurulan bağın samimiyeti ve sanatın her insanda farklı şekilde karşılık görmesi kavramları tartışmaya açan, 2019 yılının en değerli filmlerinden biri.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.