David Copperfield’ın Çok Kişisel Hikâyesi (2019): Dickens ile Iannucci’nin Çağları Aşan Uyumu

Konuk Yazar: Gizem İbak

“My minds is as clear as a soap bubble!”*

Beş ayı aşan karantina döneminin ardından ülkemizde sinema salonlarının -ciddi önlemlerle- yeniden açılmasıyla birlikte, perdede görmek üzere gün saydığımız filmlere de kavuşmaya başladık. Bunlardan biri, dünya prömiyerini Toronto Uluslararası Film Festivali’nde yapan, British Independent Film Awards’tan beş ödülle ayrılan, çağımızın dahi yönetmenlerinden Armando Iannucci’nin son filmi David Copperfield’ın Çok Kişisel Hikâyesi (2019).

David Copperfield’ın Çok Kişisel Hikâyesi, huzurlu bir çocukluk geçiren David’in (Dev Patel), annesinin ikinci kez evlenmesi ile tersine dönen kaderini ve hiç terk etmediği yazma tutkusunu komedi dram janrında ele alıyor.

Charles Dickens ile Armando Iannucci’nin Çağları Aşan Uyumu

Filmin senaryosu hemen hepimizin çocukluğundan itibaren kitaplarını okuduğu, eğitim müfredatında yer alan Viktorya Dönemi büyük yazarlarından Charles Dickens’ın otobiyografik ögeler barındıran aynı adlı romanına dayanıyor.

Her ne kadar sinema disiplin olarak edebiyata kordon bağıyla bağlı da olsa, bir romanı sinema perdesine taşımak her zaman başarıyla sonuçlanmıyor. Armando Iannucci ve yazar ortağı Simon Blackwell’ın başarısını tam da bu noktada vurgulamak gerekiyor. Dönem dönem sinema perdesinde ağırladığımız Dickensian karakterler, Armando Iannucci sinemasında öyle bir hayat bulmuş ki film bittikten sonra salondan onlarla birlikte çıkıyor insan. Replikleri, davranışları, gülümsemeleri seyircinin hafızasında uzun süreli bir yer ediniyor.

Sinemanın Kolektif Yanına Güçlü Bir Örnek

David Copperfield’ın Çok Kişisel Hikâyesi, dekor kostüm tasarımından ışık kullanımına, müziğin sahne içindeki varlığından her biri ayrı bir yazıyı hak eden aktörlerin performansına kadar bize bir kez daha sinemanın kolektif bir disiplin olduğunu hatırlatıyor. Bir sinema filmini harikulade kılan her öge, yapbozun parçası gibi en doğru yere eklenince dünya sinema servetini arttıran bir eser ortaya çıkıyor.

Film eleştirmeni olmadığımdan bu filmi ancak genç bir yönetmen gözüyle izleyebiliyorum. Ve masamın üzerinde duran yedi yüz elli sayfalık romana baktıkça kimi eleştirmenlerin aksine keskin zaman atlamalarını ve filmin hızını sevdiğimi düşünüyorum.

Genç David Copperfield’a hayat veren Dev Patel her rolünde olduğu gibi bana bir kez daha “kesinlikle en iyi performansını bu filmde göstermiş” dedirtti. Patel, duru oyunculuğu ile her sahnenin rengine harikulade bir ton ekliyor ve belki de daha önce hiçbirimizin aklına gelmeyen bir David Copperfield portresini, artık ondan başka kimseye yakıştıramayacağımız bir noktaya taşıyor.

David Copperfield’ın üvey babasının şişe fabrikasında çalışırken yanında kaldığı ve dramına tanıklık ettiği Mr. Micawber’a Peter Capaldi öyle bir hayat vermiş ki, artık kitabı okuyanlar için Mr. Micawber’ı başka bir formda hayal etmek mümkün olmayacak.

Annesinin ani ölümüyle David Copperfield hayatta kalan tek akrabası Betsey Hala’nın (Tilda Swinton) yanına taşınmaya karar verdiğinde dramlarla dolu yaşamı huzur ve itibarla değişirken Betsey Hala’nın mental rahatsızlıkları bulunan eşi Mr. Dick (Hugh Laurie) filmin ikinci eksenini ilerletmek üzere sahnede beliriyor.

Çağının En İyisi: Hugh Laurie

Mr. Dick hikâyede belirginleştiği andan itibaren filmin kazandığı boyut, onu sadece bir film olmaktan alıp bir klasik hâline getiriyor. Çağının en iyisi Hugh Laurie’nin bakışlarından beyninin içindeki sarsıntıları okuyoruz, bedeninin sallanışından yaşadığı kaygıları hissediyoruz, uçurtmasıyla kadrajdan geçtiğinde uçurtmasının kuyruğuna takılıp onunla birlikte bahçeye çıkmak istiyoruz.

Hugh Laurie, bir kez daha bir yönetmen için dünyanın en güzel manzarasının bir aktörün yüzü olduğunu ispat ediyor.

Ruhumuzu Beslemek İçin Bu Yıl İhtiyacımız Olan Film

Tüm dünyada belirsizliğin hüküm sürdüğü bu kaotik süreçte kendimizi ve birbirimizi korumaya çalışırken ruhumuzun da beslenmeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Gerekli önlemleri aldıktan sonra David Copperfield’ın Çok Kişisel Hikâyesi kendimize ayıracağımız yüz yirmi dakika için harikulade bir seçim olabilir.

Oscar sezonunu “bizim film” diyerek bekliyorum. Akademinin, bu dünya sinema servetini zenginleştiren filmi göz ardı etmeyeceğini umut ediyorum!

*Aklım bir sabun köpüğü kadar net!

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.