Ayn Rand ve Bencilliğin Erdemi: Neden Bencil Olmalıyız?

Asıl adı Alissa Zinovievna Rosenbaum olan Ayn Rand, 1905’te St. Petersburg’da doğan, eserlerini kendi oluşturduğu “Objektivizm” felsefesine tâbi yazan bireyci bir filozoftur. Çocukluğundan beri yazmaya meraklı olan Rand, yirmi bir yaşına geldiğinde Amerika’ya gider, eserlerinde sıkça atıfta bulunduğu Kolektivizmin bir örneğini teşkil eden, tüm “ben”lerin tek bir “biz” içerisinde eritildiğini düşündüğü Rusya’ya bir daha dönmez.

Müreffeh bir ailede doğmuş olsa da en nihayetinde ailenin mülkleri kamulaştırılır. Rusya’da yaşadığı yıllarda iki devrime tanıklık eder: Kerenski ve Bolşevik Devrimi. Yahudi asıllı olan Rand, Agnostik bir ailenin en büyük kız çocuğuyken ateist olmayı seçer. Oluşturduğu ahlak felsefesinde inanca yer yoktur ve inanca dayandırılan tüm ahlak felsefelerini reddeder. Sinema ile yakından ilişki kuran Rand, Amerika’daki ilk günlerinde Hollywood’un kapısını senaristlik yapmak için çalar ve elli yıllık bir evlilik yaşayacağı aktör Frank O’Connor ile tanışır. Ardında bencilliğe ilişkin tartışmalı tanımlar ve bir objektivizm felsefesi bırakan yazar, 1982 yılında New York’ta yaşama veda eder.

Bencilliğin Erdemi

Ayn Rand’ın kendi hayatından izler taşıyan ve yayımlanan ilk eseri Yaşamak İstiyorum’ken, en bilinen ve Objektivist felsefesinin temellerini ortaya koyduğu kitabı Atlas Silkindi’dir. Atlas Silkindi edebiyat çevresinden çokça eleştiri alan bir çalışma olur. Amerika’da geçen romanda günden güne artan hükûmet müdahalelerinin yarattığı sıkıntılardan bahsedilir. Bencilliğin Erdemi’ni ise 1962-1964 yıllarında Objektivist Newsteller’da yayımlanmış on dört makalesinden ve psikoterapist Nathaniel Branden’in beş makalesinden oluşturur. Objektivizm felsefesi, kitabın temelidir.

Kitabın giriş bölümünde bencilliğin “kirli” bir kelime olarak bilinmesinin aksine, insanın sahip olduğu biricik hayatın temel şartı olarak, kolektivist düşünceye atıfta bulunularak bir tanımı yapılır. Belki de bu sebepten başlığın “Bencilliğin Erdemi” olması kaçılmazdır. Bencilliğin açıklamasını yapmadan önce şu soruları sormak hem bencilliği hem de kitabı anlamak açısından yerinde olacaktır: Ben’i, dünyanın tüm Ben’lerini (ben olabilenleri) rahatsız eden şey nedir? Ben, bana sunulan bu biricik hayatımı yaşarken başkalarını düşünmeli miyim? Ben’i, benim sahip olduğum karakteristik özelliklerimi veya duyarlı olduğum herhangi bir konuyu bilmeyen bir grup içerisindeki herhangi bir kişi veya grubun tümü, niçin bütün hayatıma yön verecek ölçüde etkilesin? Buna izin vermeli miyim? “Öteki” insanların yanı sıra, devletin ben’lere karşı tutum ve davranışlarını sınırlamak ya da ne kadar sınırlamak mümkündür?

Bencilliğin Erdemi, tüm soruların cevaplarını, Ayn Rand’ın Objektivizm felsefesi, bireycilik anlayışı, ahlak tanımı ve Nathalien Branden’ın görüşleriyle birlikte yanıtlar.

Objektivizm

Objektivizm, temelini gerçeklik olgusundan alan, insanın içinde bulunduğu dünyayı tanımasını, keşfetmesini ve tüm bunları akıl yolu ile mistisizme veya hiçbir kolektif harekete müsaade etmeden gerçekleştirmesini hedefleyen felsefedir. “Objektivist etik, akılcı bencilliği, yani insanı kurban etme ilkelliğinin ötesine asla geçememiş, akılcı olmayan kaba kuvvet kullanıcılarının arzuları, hisleri veya kaprisleri ile üretilen değerleri değil, insan bekasının gerektirdiği değerleri gururla destekler ve savunur.” Yalnız burada bencilliğin önüne getirilen akılcı sözcüğü fazlalıktır, eğer bencilliği Rand’ın tanımıyla açıklayacaksak; bencillik bizatihi akılcıdır.

Ayn Rand her daim kirli bir anlama hapsedildiğini düşündüğü bencillik kavramını üstüne basarak kişinin kendi öz çıkarını düşünmesi olarak tanımlar ve herkesin bencil olduğu görüşüne ısrarla karşı çıkar. Bunun insanlığın hak etmediği bir övgü olduğunu söyler. Bencilliği bir erdem olarak kabul ederek herkesin erdemli olamayacağını ifade eder.

Kitapta iki zıt kutuptan bahsedilir: Alturizm felsefesi ve bireyci felsefe. Alturizm kelime anlamı olarak “başkası için” anlamına gelen, bir hareket veya davranışı tarif eder. Alturizmde başkaları için, örneğin kardeşler için çalışılır ve onların iyilikleri düşünülerek hareket edilir. Ayn Rand kitabında, Alturizmi ve tüm kolektif hareketleri eleştirerek, hiçbir şekilde akılcı düşüncenin bu alanlarda gerçekleşemeyeceğini söyler.

Rand’ın kitabında doğrudan veya dolaylı söylediği şey şudur: Bencillik var olmalı, kişiler her daim kendi öz çıkarlarını düşünmelidirler. Peki, çıkarların çatışması söz konusu olamaz mı? Rand herkesin kendi öz çıkarını düşündüğü özgür bir toplumda, kimin neyi hak ediyorsa onu elde edeceğini, yani liyakatın geçerli olacağını savunur. Bu savını da dünyadaki en özgür ülke olarak gösterdiği Amerika Birleşik Devletleri ile destekleme yoluna gider.

Hak

Kitapta birey ve bireycilik için olmazsa olmaz “hak”lar üzerine de fikirler beyan edilir. Rand, kimseye renginden, ırkından yahut özel durumundan mütevellit bir hak tanınmaması gerektiğini, “hak”ların ancak bireylerin sahip olabileceği şeyler olduğunu öne sürer. Kimse atalarının yaptığı iyi veya kötü eylemler sebebiyle ödüllendirilmemeli veya cezalandırılmamalıdır. Her şey bir yana, bu görüşüyle tarihselliği de reddetmiş olur. Zira Antik Yunan’da da bireye çokça önem verilirdi veya diğer birçok liberal düşünür bireye ve bireyin haklarına fazlaca önem yükler, öncelik tanırdı. Rand’cı anlayışla kendi öz çıkarlarını savunan bencil bireylerin istedikleri veya korumayı amaç edindikleri haklar aynı olabilir; kimse bir diğeriyle aynı olamasa bile… Bu noktada kitapta siyahiler üzerinden örnek verilerek destekleme yoluna gidildiği fakat örneklerin çeşitlendirilmesi gerektiği söylenebilir. Örneğin kadın hakları, kadınların kendi hakları için birlikte mücadele edişi nasıl değerlendirilecek? Bu anlamda hak üzerine söylenenler, temelde bireyin sahip olduğu ve olması gereken haklar dışında yetersiz kalır.

Yine Rand’ın kolektif olarak bir hakka sahip olunamayacağını savunması, bir ulusun bir hak için savaşmasını da reddetmek demektir. Peki, hâlihazırda Rand tarafından en özgürlükçü ülke olarak görülen Amerika, on üç özgürlük savunucusu koloninin bir araya gelişiyle kurulmamış mıdır? Kitap bu bakımdan, kolektif olarak hak sahibi olabilmeyi, bir bakıma genel tarih anlayışını reddeder.

Ulusların kendi haklarını tayin mevzusu ise ancak özgür topluluklar için geçerlidir. “Başka ulusları kendini feda etme pahasına özgürleştirmek, özgür bir ulusun görevi değildir, fakat özgür bir ulus bunu yapma hakkına sahiptir, ancak bunu isterse ve istediğinde yapabilir.” Öyleyse bir ulus başka bir ulusa müdahale edebiliyorsa, bu hak ise, özgürlük elde etmek veya kendi hakkını tayin etmek mevzusunda bir hakka sahipse, bu kolektif olarak gerçekleştirilen bir istek ve eylem olacaktır.

Devlet

Kitaba göre Kolektivizmin bir örneği olan Sosyalizm, bazı yerlerde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği gibi güç kullanarak, bazı yerlerde Nasyonal Sosyalist Almanya gibi seçimle kendisini gösterir. Dünyanın her yerinde denenmiş fakat başarılı bir neticeye varılamamış, aksine tüm aldatmaca ve ahlaksızlıkların ortaya çıktığı bir entelektüel hareket olarak vuku bulur. Rand’ın Sosyalizm karşıtlığı, doğup büyüdüğü ortam, dönem ve koşulların onun istek ve hedeflerine ters düşmesiyle paralel değerlendirilebilir.

Rand’a göre devlet kesinlikle insanların zaruri ihtiyaçlarını karşılaması için var olması gereken bir aygıttır.  Zaruri ihtiyaçlar listesinin üç mühim maddesi ise polis, silahlı kuvvet ve mahkemeler olarak tanımlanır. Yasalara önem atfedilmesiyle bireylerin kendi hakları, sosyal eylemler, devletin mevcut durumu kontrol altına alınır. Kitapta açıkça bu şekilde ifade edilmez; fakat her liberal özgürlük savunucusu, devletin temel olarak güvenliği sağlamasını ve bunu da yasalarla güvence altına almasını söylerken bunları mutlaka göz önünde bulundurur. Aynı zamanda bu yasalarla devletin güç kullanma tekelini kötüye kullanması engellenir.

Bu ve benzeri ifadelerle kitapta baştan sona devlet, görevlerini yerine getirmesi gereken maaşlı bir çalışan olarak değerlendirilir. Bu çalışan en temel işlerde asgari varlık göstererek yüksek düzeyde çalışmalıdır. Bu manada devlet faaliyetlerinin sınırlandırılmasıyla ve daraltılmasıyla, bireyin biricik hayatına gelebilecek müdahalelerin önüne geçilmesi amaçlanır.

Rand özgür toplum tasviriyle bizlere tek bir noktayı işaret eder: kapitalizmi. Kişilerin bireyci akılcılıkla kendilerini bulabilecekleri, hükûmet yetkilerinin minimum düzeyde olacağı, kolektif değil tamamen bireyci düşüncenin yer bulacağı tek zemin kapitalizmdir. Rand’a göre kapitalist sistemde herhangi bir ayrım gözetmeksizin, amaç doğrultusunda verilen emekle bir yerlere gelmek mümkündür. Onun için kapitalizm, muadili olmayan bir sistemdir ve kendi öz çıkarlarını düşünen bencil bireyler için de kuşkusuz en iyi ortamlardan birisidir.

Ahlak

Kitapta bencilliğin yanı sıra ahlak kavramı üzerinde de durulur. Ahlak birçok düşünür tarafından farklı şekillerde tanımlanır, farklı kavramlarla ilişkilendirilir; fakat kişinin eylemlerde bulunurken hangi saiklere göre hareket edeceğini belirten, iyi ve kötünün ne olduğu yönünde salıklar veren bir sistem tanımı kazanır. Ayn Rand için ahlak, insanın tercihlerine ve davranışlarına (yaşamın amacını ve işleyişini belirleyen tercihlere ve davranışlara) rehberlik eden bir değerler sistemidir.

“İnsanı ve ahlakı kurtarmak için, kişinin kurtarması gereken şey ‘bencillik’ kavramıdır.”

Bu ahlak sistemi içerisinde değer, “bir insanın kazanmak ve/veya korumak için çalıştığı şeydir.” Ayn Rand, değer sahibi olabilmek için, her şeyden önce bir hayata sahip olmak gerektiğini söyler. Nihai hedef değer, değer ise hayat olarak görülür.

Bencilliğin Erdemi değerlerin keşfinin ise zevk ve acıya ilişkin fiziksel hislerle anlaşılabileceğini söyler. Bu sebeple insan, bitki ve hayvanlardan farklı olarak bir bilince sahiptir ve ancak bu bilinci vasıtasıyla keşifte bulunabilir.

İnsan için iyi ve kötünün skalası olarak duygular belirtilir. Bir şeyden mutluluk duyuluyorsa o iyidir ve kişinin faydasınadır; fakat bir şeyden acı duyuluyorsa o şey kötüdür ve kişinin zararınadır. Her daim akılcı da olsa insanın skala takibi yapabilmesi mümkün olmadığından, kısa sürede acı veren bir şey uzun vadede iyilik getirebilir.

Ayn Rand’ın üzerinde ısrarla durduğu bir diğer kavram olan akıl, bir insanın en çok ihtiyaç duyduğu, fakat kullanmasını bilmesi gereken bir atıfet gibidir. Rand akılcılığı insanın temel erdemi ve diğer tüm erdemlerin kaynağı olarak değerlendirir.

Hedeflenen kitle olarak Rand’ın okuyucuları hâli hazırdaki bireyci kişilerdir. Var olan bireyciler düşünülmüş ve sanki onların sahip oldukları, bildikleri şeyler altı çizilerek anlatılmış gibidir. Yine de Bencilliğin Erdemi literatüre birey, özgürlük, ahlak ve bencillik kavramlarına dair önemli katkılar sunar. Kitap alenen bir özgürlük okuması olmasa da bireyciliğe ve ahlaka bakış açısıyla “Nasıl özgür olunur?” sorusunun da cevabını verir. Özgürlüğün yolu akıldan ve bireycilikten geçer. Bencilliğin Erdemi, Ayn Rand’ı yakından tanımak ve bencillik kavramını genel tanımının dışında okumak isteyenlerin incelemesi gereken bir çalışma.

Yazar: Damla Üzümcü

1 Yorum

  1. Avatar Batuhan Seferoğlu says: Cevapla

    Güzel bir çalışma. Devamını beklemekteyiz.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.