Aydın Boysan: Ölümsüz Bir Çınar

“Mizah bir silahtır. Öldürmez ama aydınlatır. Aydınlanan o sahnede her zaman gözükmeyen öyle garip hayaller oluşur ki, aklı olan insan, yaşama ferahlığına kavuşur.”

Aydın Boysan, Aynalar.

Liseye yeni başladığım yıllar. Okul ile antrenman arasında gidip geliyor, arta kalan vakitlerde de sadece film izliyorum. Çünkü basketbol ve sinemanın benim için kâfi olduğuna öylesine eminim ki. Tabii, çocuk kafası da başka çalışıyor. Liseye yeni geçmenin heyecanıyla büyüdüğüne ikna olmak, kendini buna inandırmak istiyor insan. Ben de kendime bunu kanıtlamak için farklı alışkanlıkların peşine düşüvermiştim; kitap okumak gibi. Akabinde soluğu babamın kütüphanesinde almıştım. Daha önce gözüme çarpmayan bir kitaba istemsizce gitti elim, Aydın Boysan’ın Felekten Bir Gün’üne. Adeta sohbet havasında geçen bu kitap beni öylesine içine çekmişti ki, bir yandan kaleminden neşe akan bu yazara hayranlık besliyor, öte yandan kitap okumanın hazzını ilk defa iliklerimde hissediyordum. İşte o an, hayatım boyunca unutamayacağım bir kırılma noktasıydı benim için. Lamı cimi yok. Ne Dostoyevski ne Tolstoy ne de bir başkası. Bana okumayı o an Aydın Boysan sevdirmişti…

Kimdir Aydın Boysan?

Peki, kimdir Aydın Boysan? Popüler kültüre kulak verirsek eğer onun büyük bir rakı üstadı olduğu söylemiyle karşılaşacağımız aşikâr. Esasen bu pek de yanlış sayılmaz. Evet, Aydın Boysan kendi dost meclisinde alkol tüketmeyi ve benzersiz sohbetiyle arkadaşlarına eşlik etmeyi seven, aynı zamanda beyefendi duruşundan taviz vermeyen bir demciydi. Peki, hepsi bu mu? Tabii ki hayır. Aydın Boysan, en başta Cumhuriyet tarihinin ilk ve en başarılı mimarlarından biri. İstanbul Teknik Üniversitesinde yıllarca ders vermiş, mimarinin gelişmesine öncülük etmiş ve birçok yapıyı da ülkemize kazandırmış bir sanatçıdır.

Aydın Boysan’ı daha geniş kitlelerin tanımasına vesile olan da hiç kuşku yok ki hayat dolu yazıları oldu. Dile kolay, altmış bir yaşında yazarlığa başlamasının ardından tam kırk bir kitap kaleme aldı! Gezi, söyleşi, deneme ve anı türünde kitaplar yazdı; yetinmedi Yıl: 2046 Uzay Anıları isimli bilim kurgu kitabına da imza attı. Burada söylenmesi elzem olan husus şu: Aydın Boysan hayal gücünün ufuklarını öylesine benzersiz bir şekilde kelimelere döktü ki bu kitapta, silme romancılara taş çıkardı. Keza kitap da kendini tebessüm eşliğinde bir çırpıda okuttu.

Acılar, başarılar, hayal kırıklıkları ve sevinçler… Hepimizin hayatının olmazsa olmazıdır. Ancak birçoğumuz, tüm olumsuzlukları kapı dışarı etmek, sadece neşe ile baş başa kalmak isteriz. Peki, bu ne kadar doğru? Eğer Aydın Boysan’a kulak verirsek bütünüyle yanlış. Çünkü o öğütlerinde, her daim kötülüklerin de iyiliklerin de bizim için olduğunu dile getirir. O, hayatın tüm musibetlerine, “onlar da bize ait” diye sahip çıkan biri. Şimdi, bardağın boş tarafına dahi âşık olan birinin bu yaşamdan zevk alamayacağını düşünebilir miyiz? Aydın Boysan’ı farklı ve yaptığı her işi üstün kılan da tam olarak bu: Sevgiyi hayatının merkezine yerleştirmesi. Nitekim bu doğayı seven bir mimarken de böyleydi, mizahını kelimelere döken bir yazarken de, dost meclisinde kadeh tokuşturan bir bilgeyken de!

Ben dahil birçokları Aydın Boysan’ı kitaplarından tanıdı. Peki, o yazılarında ne anlatırdı? Şimdi, karşımızda 1921‘de yani Osmanlı Devleti’nin fiilen yıkılmadığı yıllarda doğan biri var. Bir başka deyişle, hem Osmanlı hem de Cumhuriyet yıllarını görmüş biri. E hâl böyle olunca da Aydın Boysan’ın kitaplarında zamanda yolculuk yapmak kaçınılmaz olur. Doğduğu Samatya’nın Narlıkapısı’na sık sık atıfta bulunur, o dönemde komşuluk ilişkilerinin kardeşlikten de öte olduğunu dile getirir. Eski İstanbul’dan bahseder. İş çıkışı herkesin eşinin, çocuklarının yanına günün stresini götürmemek adına, İstiklal Caddesi’nde bir tek atıp eve öyle gittiğini ve böylelikle tüm günün yorgunluğunu kapı önünde bıraktığını dile getirir.

Burada şunu izah etmek lazım; Aydın Boysan sanılanın aksine hiçbir zaman alkolü, içkiyi özendirmedi. Aksine, her daim savunduğu gibi “edepli” içmenin önemine eğildi. Ocak 2009’da ilk baskısı çıkan Şerefe kitabında şöyle diyor üstat: “İçkiyi küçümseyenleri, hele hiç bilmeden küçümseyenleri, bu sefer ben küçümsüyorum. Mutlaka eklemek de isterim ki, ruhunu ve bedenini hırpalayacak kadar ölçüsüz içenleri ise övmek şöyle dursun, ben de küçümsüyorum. Hele bu işi politikasına destek yapmaya yeltenenleri zihnimden kovuyorum”.

Aydın Boysan bu toprakların gördüğü en hoşsohbet kişiliklerden biri aynı zamanda. Tam da bu yüzden onun kitaplarını okumak, sohbetine kulak kabartmak tarifsiz bir tecrübeyi beraberinde getirir. Çünkü mevzu bahis oysa bilmeliyiz ki, birazdan içimiz neşe dolacak. Vehbi Koç ile Erdek’te nasıl karşılaştığını dile getirirken de aynı heyecanı takınırdı, Etyemez kumsalında denize girişini anlatırken de. Ama asıl ilginç olan, bu heyecanını kelimelere de aynı içtenlikle dökebiliyor oluşu. Bir insan düşünün ki, tüm hücrelerini parçalarcasına dışa çıkan neşesini, ele avuca sığmaz uçarılığıyla yazılarına aktarabilsin. İşte, Aydın Boysan ismini bu denli özel kılan yegâne değişken buydu belki de.

Kendine Has Bir Mizahşör

Onun hakkında bu kadar konuştuktan sonra mizahına da parantez açmadan geçmek olmaz. Düşünsenize, ülkenin hâli hazırdaki en büyük komedyeni Cem Yılmaz dahi, Aydın Boysan’ın ölümünün ardından, “ilham kaynağım” diyebiliyor. Evet, Aydın Boysan mimar, gazeteci, akademisyen ve yazardı; ancak en çok da komedyendi, kendine has bir mizahşördü. Mizahı, sulu zırtlak bir komedi ya da geçici bir şöhrete vesile olması için değil, aksine tam da hayatın merkezinde yer ettiği için kullanırdı. Kendi deyimiyle mizah, akıllı insanların tümüyle çıldırmasını engelleyen bir araçtı onun için. Belki de bu tanımlama, onun hayat dolu bakış açısını anlamlandırmamıza ve ona içten bir sevgi beslememize olanak tanıyan en önemli detay.

“Doksan yedi yıl gibi bir süre zarfına tonlarca hayat tecrübesi ve birçok ülke sığdıran tarih kokulu Aydın Boysan kitaplarını el verdikçe okumaya çalışın. Çünkü her umutsuzluğa düştüğünüzde o akıcı ve sade dil, sizi öylesine bu dünyaya bağlayacak ki, acısıyla tatlısıyla “hayat fazlasıyla yaşamaya değer” nidasını da beraberinde getirecek.”

Peki, ben bu yazıyı neden şimdi kaleme alıyorum? Geçtiğimiz yıl, yani Aydın Boysan’ın vefat ettiği 5 Ocak 2018 günü, acemi birliğini bitirmiş, usta birliğine teslim olmak için Gelibolu’ya doğru yola koyulmuş bir askerdim. Yirmi bir gün sonra dışarı çıkmanın neşesini içimde taşırken, onun ölüm haberini almak çok garip bir duygu karmaşasına itmişti beni… İşte, o gün yazamadıklarımı Aydın Boysan’ın birinci ölüm yıl dönümüne denk gelen bir zamanda bu yüzden kaleme alıyorum. Çünkü bana okumayı sevdiren, mizahı hayatın merkezine yerleştirmeyi öğütleyen ve edep olgusunu vazgeçilmez kılmama vesile olan Aydın Boysan’a her daim borçluyum, borçlu kalacağım.

İsim babası olduğu ve her Cuma Çiçek Pasajı’na arz-ı endam etmesiyle nam salan DEMAK (Demciler Akademisi) onsuz hep eksik olacak, rakı sohbetlerinin bir yanı buruk kalacak ancak Aydın Boysan ismi her daim tebessümle yaşamaya devam edecek. Arkasında bıraktığı onca kitap, öylesine okumaya değer, öylesine yaşam dolu ki… Naçizane bir tavsiye: doksan yedi yıl gibi bir süre zarfına tonlarca hayat tecrübesi, yüzlerce yaşanmışlık ve birçok ülke sığdıran tarih kokulu Aydın Boysan kitaplarını el verdikçe okumaya çalışın. Çünkü her umutsuzluğa düştüğünüzde o akıcı ve sade dil, sizi öylesine bu dünyaya bağlayacak ki, acısıyla tatlısıyla “hayat fazlasıyla yaşamaya değer” nidasını da beraberinde getirecek. Her şey için teşekkürler Aydın Abi. Şerefe!

Yazar: *Polat Öziş

Yazıları Öteki Sinema, Cinedergi, Fil’m Hafızası gibi platformlarda yayınlanmıştır. Aynı zamanda 82ekran’ın Genel Yayın Yönetmenidir.

Bir cevap yazın