15. İstanbul Bienali: Bu Dünyadan, Henüz Tanışmadıklarımıza Uzanan Komşuluk

Dilan Salkaya

Dilan Salkaya Hakkında

1994 yılında İstanbul'da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Bölümü'nde lisansını tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde yeni medya ve çocuk alanında yüksek lisansına devam etti. Fil'm Hafızası, Sinema Terspektif, Berfin Bahar, Hayal Perdesi gibi farklı basılı ve online mecralarda sinema üzerine yazıları yayınlandı. Cineritüel'de sinema üzerine yazmaya devam ederken, Mayıs 2019'dan bu yana Arter'in Öğrenme Programı'nı oluşturan ekiple birlikte çalışıyor.

15. İstanbul Bienali “iyi bir komşu” başlığıyla ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor. Bienal boyunca yeryüzünden gökyüzüne, bu dünyadan henüz tanışmadığımız evrenlere, yerin altından bilincin üstüne değin bizimle birlikte olan, görsek de görmesek de komşuluk ettiklerimiz üzerine düşüneceğiz. Bu yazıda bienal mekânlarından Küçük Mustafa Paşa Hamamı, Yoğunluk Sanatçı Atölyesi ve Pera Müzesi’ni değerlendirirken, iyi bir komşunun niteliklerini sorgulamayı da sürdüreceğiz.

En Yakın ve En Uzaktakiyle Komşuluk

İstanbul Bienali’nin en özgün ayaklarından olan Küçük Mustafa Paşa Hamamı, insanın bedeniyle, beden uzuvlarının da birbiriyle olan komşuluğunu irdelemek üzere çeşitli performans ve yerleştirmelere ev sahipliği yapıyor. Louisiana Eyaleti’nde yaşanan fırtına sonrası evsiz kalanların eşyaları, kurtarma operasyonu sırasında kullanılan botlar ve felaketin ardından çevredeki insanlardan, komşulardan yetkililere giden şikâyet ve mektuplar, komşuluk üzerine bağlamlar kurmak için ziyaretçilerini bekliyor. Ancak Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nın içinde bulunan işlerden ziyade, kendisinin mekân olarak seçilmesi konusunda da üzerinde durulması gereken noktalar var.

Hamamın, çıplaklık ve beden ile olan ilişkisini düşündüğümüzde, insanın en yakın komşusu olan bedeni ile birebir ilişki kurduğu mekânlardan olduğunu söyleyebiliriz. Ortamın rutubetli havası, nefes kesen nemi de Louisiana’daki ölüm kalım savaşı ile bağlantılı. Yani hem en yakınımızdaki hem de en uzağımızdakiyle bir komşuluğumuz var. İstanbul’un orta yerinde, Balat’ta konumlanan hamam, 1477’de inşa edilişinden bu yana komşuluk yaptığı nice nesil ve kültürün de yaşayan en eski tanıklarından. Osmanlı dönemine ait geleneksel özellikleriyle Bienal kapsamında ağırladığı modern eserler, onun yeni komşuları; hepsi de görüp duymadığımız bir başka dünyadan.

Asmalı Mescit’teki Bienal mekânlarından Yoğunluk Sanatçı Atölyesi, görmeden, yalnızca duyarak, ışığı ve titreşimi takip ederek yapılan komşuluğun ifadesi. “İyi bir komşu, sesi sedası çıkmayan mıdır?” üzerine düşünmemize olanak da tanıyan mekânı, üçer kişilik mini gruplarla geziyorsunuz. Yanınıza tanımadığınız iki kişiyi alarak bu odayı deneyimlemeniz, hiç görmediğiniz ancak bir felaket anında, örneğin karartma gecelerinde birlik olup birlikte endişelenebileceğiniz komşu simülasyonunu size yaşatmada daha etkili olacaktır.

Pera Müzesi ve Reel Komşuluklar

İstanbul Bienali’nin en kapsamlı mekânlarından olan Pera Müzesi için daha çok reel komşuluklar üzerine kurulu diyebiliriz. 17. yüzyıldan 19. yüzyıla uzanan elçi portreleri, kölelerin yolculuğu ve tutsaklığı, ülke, sınır ve bayrak komşuluğu, gönül bağları ile komşuluk ilişkisi kurduklarımız… Pera Müzesi’nde İstanbul Bienali boyunca Osman Hamdi Bey’in meşhur Kaplumbağa Terbiyecisi’ni yakından görüp büyülenebilir, Osmanlı elçilerine ait her detayı düşünülmüş klasik resimlerle Batı’ya ve Batı’nın gözündeki Doğu’ya dair bir yolculuğa çıkabilirsiniz.

“İyi” bir komşu, siz onu görmeseniz de yaşamaya devam ediyor.

En dikkat çeken eserlerden birisi olan Vajiko Chachkhiani’nin Yaşam Yolu (2015) adlı videosu, kapatılma altındaki insana odaklanıyor. Birinin bizi mi gözetlediği yoksa bizim mi onun dünyasına baktığımız üzerine bir anlatı kuruyor. Her gün camdan sokağı izleyen komşularımızdan alışkın olduğumuz bu bakış, Hong Konglu sanatçı Tsang Kin-Wah’ın kargaşa ve bu dünyaya ait hissedememe temalarını işleyen çoklu video çalışmasıyla boyut değiştiriyor.

Sim Chi Yin’in Beijing’deki yer altı sığınaklarında yaşayan göçmenleri fotoğrafladığı çalışması ise müzenin en etkileyici işlerinden. Hükümetin “Sıçan Kabilesi” olarak adlandırdığı bu insanlar, ışıksız bir odada yaşamaya, yerin onlarca metre altında var olmaya, zevklerinden ve stillerinden ödün vermeden kendilerini kanıtlamaya çalışıyorlar. 15. İstanbul Bienali ’nin vermek istediği mesajlardan en önemlisi de bu çalışmada ortaya çıkıyor: “İyi” bir komşu, siz onu görmeseniz de yaşamaya devam ediyor.

 

Bienal hakkında kapsamlı bilgi için: http://15b.iksv.org/anasayfa

  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.