Tek Dert Bu Olsun Serisi: Az Görülen Sinema Duyarları

Salihcan Sezer

Salihcan Sezer Hakkında

İstanbul’da doğdu ve yaşıyor. İstanbul Üniversitesi İnşaat Mühendisliği’ni bitirdi. Deneme, öykü ve oyunlar yazıyor; hâlen Balat Monologlar Müzesi’nde bir kısa oyunu sahneleniyor. Ben, Cuma isimli oyunu NoAct Sahne iş birliğiyle oynanmaya devam ediyor.

“İyi adam” kötü adamın yaptığı yanlışa bozulur, onun evine gider (haneye tecavüz), ona ulaşmak ve haddini bildirmek için onlarca korumayı öldürür (olaylardan haberi olup olmadığı belirsiz masumların ölümü), en iyi ihtimalle onları yaralar.

“Yaralanmak korumaların fıtratında vardır” diye düşünülür, peki öldürülmek neden? Koruma, patronunun birtakım kirli işler çevirdiğini duyabilir ama “iyi adama” yaptığı yanlışın ne kadar farkındadır, bundan ne denli sorumlu tutulabilir? Ayrıca kim patronunun yanlış işlere bulaştığından yüzde yüz emin olabilir? Hem de işin yanlış olduğuna karar veren kişi bir başka adam olduğu hâlde…

Korumalar için görev tanımı “patronu korumak”tır, kırmızı çizgiyi kim aşarsa aslında “kötü adam” odur. Evi koruyan kapıdaki güvenlikçi ne yapsın, neden kurşun yesin? Sözde “iyi adamın” silahla orada işi ne? Sen kanun musun, terörist misin?

Kötü adamın kendi evinde iyi adama ait bir rehin bulundurması haricinde tüm bu yaşananlar yanlış. En azından “iyi adamın” iyi adam olarak devam etme algısı, bir algı operasyonu. Kapıdaki güvenlikçinin de içeride bir rehinenin tutulduğunu bildiğini farz edelim.

Olaydaki saçmalığı anlayarak bunun üzerine giden filmleri hariç tutuyorum. John Wick son yıllardaki en zekice örnek. Alt tarafı dayak yiyen, üstüne köpeği öldürülen (ki bu hoş değildi) bir karakter peynir ekmek yer gibi hunharca insan öldürüyordu. Filmin esprisi bunun üzerine kuruluydu zaten. “İyi adamın” haklı bir eylem yaptığına izleyiciyi inandırma gayesi yoktu.

Türk sinemasında bu tür baskınlarda başrol oyuncumuz tarafından figüranlar genelde bir yumruk darbesiyle yere devrilir ve mutlaka saf dışı kalırlar. Filmin komik görünmesi pahasına da olsa bu sahnelerin çekiliyor olmasının, korumaların öldürülmüyor olmasının nedeni merhamettir. Film çekenler de korumaların evine ekmek parası götürdüğünü bilir. Yeşilçam buna özen gösterir ama kahramanlık filmlerinde “keferenin kılıçtan geçirilmesi” söz konusudur. Onlar şehadet şerbeti içmezler. Sonuçta koruma değil, düşman askeridirler. Aşkta ve savaşta her yol mübahtır.

KÖTÜ KADINI SAF DIŞI BIRAKAN İYİ KADIN

Geçenlerde Hülya Koçyiğit’li, Ediz Hun’lu bir film izliyordum. Filmin adını biraz Google’lasam bulurum. Fakat istemiyorum, başkaları da sinirlenmesin. Hülya Koçyiğit’in “oynadığı” karakter kendini adamın çocuklarına sevdirerek bir başkasıyla nişanlı Ediz Hun’u ele geçiriyor. Zamanında âşıklarmış da vesaire… Ediz Hun sevmediği bir kadınla neden nişanlanıyor? Hadi nişanlandı, neden bu ilişkiyi devam ettiriyor, neden Hülya Koçyiğit’i bağlayana kadar nişanlısını yanında tutuyor ve onunla yolları ayırmıyor? Ediz Hun ve Hülya Koçyiğit bu filmin benim gözümde kötü karakterleri.

Sonrasında nişanlıya dizini kırıp bir köşeye ağlayarak oturmadığı için kızıyoruz. Neden? Bir kadının elinden göz göre göre erkeğini alırsanız o kadın tabii ki kötü kadın olur. Cinayet işler, pusu kurar, azmettirir… Meşru demiyorum ama gayet anlaşılır. Kullanılan ve çöpe atılan bir kadının gazabı bir şekilde, bir yerde patlayacak, adalet elbet tecelli edecektir.

Bu rollerin büyük üstadı Lale Belkıs’ın zaten bu konuda çokça “ben aslında iyiydim, sonradan ortaya çıkan kadın yüzünden düzenimi bozdular” itirazları vardır. Hak vermemek ne mümkün…

BİR FİLMDE KÖTÜ ADAM NE KADAR TUTKULUYSA KATLİ O DENLİ MUTLAKTIR

Böyle düşündüm İbrahim Tatlısesli, Serpil Çakmaklılı Yaşamak Bu Değil (1981) filminde. “Bu film cinayet kokuyor, tabanca kokuyor,” dedim. “İbrahim Tatlıses’in başına çorabı örecekler ve o, haşereleri mıhlayacak,” dedim. Filmde Serpil Çakmaklı’nın karakterinin ırzına geçmek isteyen sarışın kötü adam (sadece “Sarı” diyelim ona) ve yaveri emelini gerçekleştiriyor. Tabii ki haince, başka türlüsü beklenemezdi zaten. Sarı’yı ilgi çekici, hatta içten içe saygı duyulur biri kılan, ne kadar korkunç veya iğrenç olursa olsun tutkusunun peşinden sonuna kadar gitmesi. Kötü emelli, tutkusu derin karakter ancak ölerek bu tutkusundan arınmış, uygulamadan vazgeçmiş, haklarından feragat etmiş olur.

Mesela Aile Şerefi’nde (1976) “Zengin Piçi Oktay” karakteri… Gerçekten tutkulu bir karakter, bu nedenle unutulmadı. “Dünyayı ele geçirmek/yok etmek” bir nebze, özellikle ırza yönelik hareketler banko cinayet sebebi olarak yer alıyor filmlerde. Sadece yerli sinemada da değil. Örneğin Straw Dogs (1971) veya Nocturnal Animals (2016).

Aile Şerefi (yön: Orhan Aksoy,1976)

Bu tür filmlerde kötü adamın öldürülmesinin hemen akabinde bir-iki toparlayıcı sahneyle film biter. O yüzden Sarı gibiler genellikle sona doğru sepetlenirler. Çünkü bu tarz filmler, onlarsız filmlikten çıkar.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.