Kadının Varoluş Meselesi: Virginia Woolf ve Kendine Ait Bir Oda

Ebru Bakım

Ebru Bakım Hakkında

Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra Gaziantep Üniversitesi Ekonomi Hukuku alanında yüksek lisans öğrenimini sürdürmüştür. Çankaya Üniversitesi Münazara Kulübünde iki yıl münazırlık yapıp, LÖSEV ve TOG Vakıflarında çeşitli etkinliklerde bulunmuştur. Anıtkabir Dergisi’nde röportajı yer alan yazar, şu an Gaziantep Barosu’na kayıtlı bir avukat olarak çalışmaktadır. Blog çalışmaları ve çeşitli mecralarda edebiyat üzerine yayınlanan yazıları bulunmaktadır.

İnsanlık var olduğundan beri temel bir soru vardı. Daha doğrusu bir sorun. Kimileri için pek önem arz etmese de Virginia Woolf gibiler için hayati önem taşıyordu: Kadın ve erkek eşit midir?

Günlük yaşamımızda çalışırken, bir yazı okurken, otobüste ayakta dururken, hatta alışveriş yaparken dahi karşımıza çıkar bu durum. Görünürde bir şey olmadığını düşünsek de her hareketin bir bilinçaltı durumunu yansıtması söz konusudur ve bu durum, geçmişten beri biriken toplumsal algının/ahlakın eseridir. Kadınlar belli meslekleri yapamaz, bilim insanı veya iyi yazar olamaz, gece geç vakitte dışarıda gezemez, araba kullanamaz gibi… Hukuk kurallarından ahlak kurallarına kadar birçok yaptırımlar tâbi tutulmuş, yıllarca kadınların toplumsal hayatta aktif rol oynamasının önüne geçilmiştir. En gelişmiş dediğimiz ülkelerin tarihinde dahi yakın geçmişe kadar kadınların birçok alandan mahrum kaldığını görmekteyiz. Peki ama neden?

virginia woolf

Bunu sorgulamak kimsenin aklına gelmemiştir uzunca bir süre ya da sorgu için kadına fırsat tanınmamıştır. İşte Virginia Woolf üzerinde durulmayanı sorgulamış ve kendisine bu dogmaları sunan insanlara, kadınlara bunları yapabilmeleri için hiçbir fırsatın tanınmadığından bahsetmiştir. Doğu ve Batı kültüründe çok nitelikli kadın yazarların olduğunu, kendisine iyi yazar olmak için fırsat tanınırsa Shakespeare ve nicesinden çok daha iyi bir yazar olacağını vaat etmiştir. Her ne kadar bu düşüncesi bile hafife alınıp alay konusu olsa da, Kendine Ait Bir Oda gibi bir başyapıtı tüm bu zorlu süreçler sonunda ortaya çıkarmıştır.

Kendine Ait Bir Oda, varoluş meselesidir. Kadınların toplumsal hayattan soyutlanmasına karşı net bir duruşu ve sitemi barındırır. Virginia Woolf bu duruşu en erdemli şekilde sergilemiş ve tüm bilgi birikimini gözler önüne sermiştir. Kadınların tarih boyunca bir obje gibi görülmesi sebebi ile ana karakter olarak kabul edilmeyişinden bahsetmiş, iyi bir yazar olmanın koşullarını olabildiğince sade ve net anlatmıştır.  Aslında toplumdaki ana karakterler ön plana çıkanlar değil arka planda olup her işe koşturanlardır. Öyle ki çok büyük yazar saydığımız şahsiyetlerin eserleri hep kadınlar üzerinedir. Woolf’un da dayanamadığı durum bunun göz ardı edilmesidir. Yemek, temizlik yapma, çocuk büyütme, ekonomik anlamda erkeğe bağımlılık durumları olmadan kadınlara da erkekler gibi eşit koşullarda boş bir oda verilse evvela, kadınların da iyi yazar olabileceğini anlatmıştır.

            “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!…”

Woolf’un istediği kadın erkek tartışması yaratmak değil, olan bir sorunu çözmektir. Kadınların yıllarca ekonomik, sosyal ve siyasal hayattan mahrum bırakılmasının, temeli olmayan nedenlerini bulma ve onları olabildiğince kişiye anlatabilme gayesidir. Bu nedenledir ki yıllardır süre gelen bu tartışmada öncü yazarlar arasına girmiş ve eseri ilk günkü etkisi ile dimdik ayakta durabilmiştir. Woolf, kadınların seçim şansının olmadığını, fırsat eşitsizliği ile doğmalarının onlara mal edilemeyeceğini akıcı bir dille anlatmıştır.

virginia woolf'un kitabıEsere Victoria Dönemi’nin etkisi ve yazarın ruhsal çöküntüsü yansımış, Kraliyet ve toplum baskısının etkileri serpiştirilmiştir. Sadece eserlerinde değil günlük hayatında da çelişkiler arasında kalan Woolf birçok kez intihara teşebbüs etmiştir. Her ne kadar zekâsının sınırını zorlayıp psikolojik bunalımların önüne geçmeye çalışsa da, 1941 yılında eşine bıraktığı bir mektupla, bu haksızlıklarla dolu dünyaya veda etmiştir. Ondan geriye ise başta Kendine Ait Bir Oda olmak üzere güzel eserleri ve eşine yazdığı o son mektup kalmıştır.

“En Sevdiğim,

Yeniden delirmek üzere olduğuma eminim. O korkunç dönemlerden birine daha göğüs gerebileceğimizi sanmıyorum. Ve bu sefer toparlanamayacağım. (…)

 

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.