Yaşamak Umrumdadır: Açlığa Doymak (2012)

Abdülkadir Polat

Abdülkadir Polat Hakkında

1992 İstanbul doğumlu yazar, 2015 yılı Marmara Siyasal mezunudur. Edebiyat, sinema, felsefe, teoloji alanlarında düşünsel yazılar yazmaktadır.

                                                                                                                                                                         ‘’yaşamak umrumdadır

                                                                                                   Allah’ın ve devletin dibinde insanlar onu barutla karıştırıyor’’

                                                                                                                                                                                      İsmet Özel

Bir hata payı apar

Aldığımdan beri mutfak masasının üzerinde duruyor.  Mutfağa her girişimde azaldığını ve gittikçe bozulan bütünlüğünü fark ediyorum. Filme başlamadan önce bir dilim daha çikolatalı pasta. Dolaptan bir bardak su. Herkes uyuyor. Sus. Filme başlıyorum.

Bir esere verilen isim bazen hakkında anlatılanları dinlemekten, yazılanları okumaktan  ya da  fragmanını  izlemekten etkili olabiliyor. İsmini duyduktan sonra filmi izlemek istememle fark ettim. Basit bir zıtlık değil Açlığa Doymak (2012). Bedenin açlığı, ruhun doygunluğudur çoğu zaman. Çünkü istekler sınırsızdır. Sonra iktisat ilmi başlayacaktır. O, hayatta kalmanın değil, yaşama biçimlerinin sınıflanmasındaki paroladır. Kimin daha uzun, kimin rahat yaşayacağını belirleyen. Fakat insan ancak açlığa doyunca iktisada ve kapitalizme kafa tutabilir. Diğer seçenek, bıçak ve kemiğin bir ömür süren dansı. Hiç kimse dünyevi hayatını ideolojik bir dansa lütfetmemelidir.

Kendi hâlinde bir gazeteci, kendi hâlinde bir üniversite öğrencisi ve kendi hâlinde bir kozmetolog. Gazetecinin gazetesinden, öğrencinin okulundan, makyözün sevgilisinden ayrılışı. Hayatlarındaki statülerinden, bireysel yaşamlarındaki en anlamlı mücadelelerinden, zamanlarının büyük kısmını vermeye can attıkları sevgilerinden uzak kalmak zorunda olan bu üçgenin, üç ayrı kenarını kesiştirecek ayrılıklardır.

Açlığa Doymak, masum düşüncenin eyleme dönüşecek bir kötülüğe engel olamayabileceğini gösteriyor. Eğer aklınızı kiraya verirseniz, koşullu harekete mecbur kalırsanız; sizi, müktesebatınız dışına çıkaracak palas pandıras değişikliklere şiddetle ihtiyaç duyduğunuzu zannedebilirsiniz. Ve büyük ihtimalle, bir çukurun içine doğru sürüklenen hayatınız artık boy verecektir. Bu çukur, düşünsel arka plana sahip, çok okumuş ve çok yazmış bir çukur da olabilir. Dilce susulup bedence konuşma arzusuyla içine düşülen estetik bir çukur ya da Makyavelist, sonuç alma pahasına girişilen yanlışları görmeme çukuru olabilir. “Çukurdur nihayetinde gözünü kapatırsan düşersin,” diyor film.

İnsanın abisinden alacağı çok ders vardır ölüme konu olmasından önce. İntikam hırsının yokuş aşağı hız arttıran yalancı bir güç olduğu gibi. Kendine yalan söylememen  gerektiği. “Neredeyim ben?” sorusunu önce kendine yöneltir insan. Bilmiyorsa kaybolduğunu anlar. Sonra başkalarına yönelir. İnsan kendine ulaşamadığında yönünü nasıl bulacaktır? Kâh perdeleri sararmış, kitaplıkları duvardaki resimlerden daha az dikkat çeken bir örgüt evinde kâh dilini susmak için kullanmayı öğreneceğin, meramını anlamakta mahir kişilerin gölgesinde güneşi arayacağın bir dergâhın halvetinde.

İftar çadırına girmeden önceki son fırt ise tamamen maddidir. Kimse gördü mü? Görmedi görmedi. Yemekler iyi. Ben de iyiyim, ben gayet iyiyim. İşte bir tanıdık. Ölmemiş gibi yap. Biraz borç verirsen daha iyi olabilirim tıpkı göründüğüm adama benzeyip. Betim benzim de atmaz beni  sevmeyenlerin yanına gittiğimde. Cesetleri benzinle yakmış olsa da ölenlerin varlığını unutamıyor insan. Ruhunun tövbe ateşini yakana kadar rüzgâr da düşman.

Sevginin estetikle kurduğu masum ilişkide, canavarlaşan bir histir yemek. Moda dergileri, ışıklı reklam panolarındaki robot kadınlar ve onlara benzemeye çalışan onlar, binler, milyonlar… Sanki benzedikçe basamak atlayacaklarını sanıyorlar. Hayatlarından neşeleri, gülüşleri eksiliyor. Çincesi bu derdi yaşamaktan kolaydır. Çünkü gerçek değil. Rasyonel değil. Buzdolapları yiyecekleri korumak için. Çok, daha çok yiyelim diye. Dolap boşken karnı dolu olsa bile aç hissediyor insan. Daha çok dolap, daha çok koşu bandı, daha çok estetik, daha az kusur, daha güzel, miş gibi.

Pastadan bir dilim daha.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.