Şurada Belki Bir Çatı Vardır, Göğü Kapatmayan Ama Başıma Yağacak Taştan Koruyacak Mesela

Vahdet İşsevenler

Vahdet İşsevenler Hakkında

86 doğumlu İşsevenler, Marmara Üniversitesi’nde hukuk lisansını, İstanbul Üniversitesi’nde ise yüksek lisans ve doktorasını tamamladı. "Kurucu İktidarın Eleştirisi: Anayasanın Maddi ve Fail Nedeni", "Platonda Varlık ve Yasa" isimli iki kitabının yanı sıra hukuk felsefesi alanında makaleleri bulunmaktadır.

Benim, hukuk fakültesinde görevli birisinin, sanatla ne işi olur? Elbette, bu soru hukukun sanatla ne işi olduğunu ima etmese alenileşmesi lüzumsuz olurdu. Herhangi biri olduğuma göre bana dair olanda, kamusal, yani yazılmasında lüzum bulanacak olan herhangi biri oluşumdan fazlası olamaz. Neden edebiyatla ilgilendiğim yahut ne tür müziklerden hoşlandığım alelade bir malumat olmasının ötesinde alakasız da. Fakat yine de bende herkesle ortak olana dair bir söz gerekli/haklı dursa da bu durum sözü alelade yapmaktan kurtarmıyor. Alelade bir metin yani bu; hukuk yatağında düş görmeye dair bir abece değil, hukuk ile sanatın ilişkisine dair bir amentü hiç değil. Hukuka daha çok adalete dair fikri bir teşebbüsün yurtsuzluğunda, istemsiz, bir ufuk arayışı.

Cevabımı da peşinen vereyim: polis yıkıldı! Şehir, site, memleket. Yani ev. Duvarlar delik deşik, çatı uçmuş. Yıldızlar izletiyor kendini. Kitapların yastık olabilecek kalınlıktakileri makbul. Modern devletin ayrıcalıklı sınıfı hukukçuların çobanlık apoleti, övülmekten geri durulamayan rasyonalite bağlarının çözülmesiyle birlikte ayak hizasına yerleşti. Ortaklığın bitmesiyle birlikte, ortada (kamuda) olana dair söylenen hukuklu laflar kulaksız kaldı. Hukukçu hane içinde dinleniyor; malın mülkün muhafazasından sorumlu. Muhafazasından, taksiminden değil: alış-verişi devam ettir, mala ortak çıkarma! Uzun lafın kısası hukuk doğası gereği vakumlu poşetin içinde olmadı hiçbir zaman bilakis polisi ortaya çıkaran, ona çerçeve çizendir ve o çerçevenin içinde politik performans gerçekleştirilir. Lakin su yatağından taştı. Yeni bir yol açmak gibi niyeti de olmadan.  Yatağını beğenmedi ama ona muhtaç, dağılıp çözülmemek için. Hatıraların hatırında demlenmekten, yitirilen evi düşlemekten hülasa geçmişi tetkik etmekten ve kurmacalarda geleceği düşlemekten başka elinden gelen yok artık kamucunun. Anlık parıltıları birbiriyle birleştirilebilecek olan düş gücüdür. Sadece şimdide ve sadece tüketilebilecek olanı aşabilecek, dünü yarına kavuşturabilmenin nitekim bilmenin ilk adımıdır düş.

Benzer, ama ancak benzer bir çözülmüşlüğü yaşıyordu Yunan Sokrates’i öldürdüğünde. İngilizce’de demon (iblis, cin) dedikleri Yunan daimon’unudur. Tanrıdan aşağıda insandan yukarıda bir ilah. Kader dağıtan. Ruh demeye de gelir. Mutluluğa da eudaimonia derler mesela. Hayırlı bir daimonu olan, bahtı açık olan mutludur gibi… Sokrates’ten de tanırız bu daimonu. Yolun ortasında tefekküre dalmış resmedilir kimi eserlerde. Belki daimonu ile konuşuyordur o vakitlerde. Savunmasında açıkça der mesela: daimonum yapma demiyor, o hâlde bir beis görmüyorum birazdan yapacaklarımda. Birazdan yapacakları… İdamı ile sonuçlanacak yargılamadaki savunması. Daimonu yapma dememiş. Herkesinki yap derken onunki genelde yapma der çünkü.

İçgüdülerinle iş yapma Sokrates, düşün. Lakin son gününde öğreniyoruz. Bir de müzik yap diyormuş boyuna. Tıpkı Pythagorasçılar nasıl mousike ile uğraştıysa dünyanın matematiksel düzenini keşfetmek gayretindeyken harmonianın peşine düşmüş bizimki de. Fakat son gününde bir şüphe içinde, daimon ya dümdüz müzik yap demek istediyse!

Vaka Nietzsche’nin gözünden kaçmaz ve sorar Tragedya’nın Doğuşu’nda: Ey sanatçıları devletten kovan Platoncular, belki de mantıkçıların kovulduğu bir bilgelik ülkesi var mıdır dersiniz, hatta belki sanat, bilimin zorunlu bir ilavesi midir?

Bizzat Platon, gençliği hatırında, cevaplar onu: Biz kendimiz elimizden geldiğince en güzel ve en üstün tragedyalar yazan ozanlarız: nitekim bizim tüm devlet düzenimiz en güzel ve en üstün yaşamın taklididir.

Didişe dursun sakal, bıyık şampiyonları. Logos çözülmüşken, nomos terk edilmişken, başımızın altına koyup koca kitaplarını…:

-Şurada belki bir çatı vardır. Göğü kapatmayan ama başıma yağacak taştan koruyacak mesela.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.