ankara escort antalya escort afyon escort elazig escort canakkale escort izmir escort konya escort gaziantep escort izmit escort

Bir Film Geleceği Gösterir Mi?: La Haine ve Sonrası

Ömer Kılıç

Ömer Kılıç Hakkında

1992 yılında İstanbul, Kadıköy'de doğmuş, Marmara Üniversitesi Sinema ve Televizyon Bölümü'nden mezun olmuştur. Fotoğraf, sinema ve web tasarımı üzerine çalışmaktadır. art-his.com'un yapımı ve düzenlenmesi de kendisine aittir.

Filmler zamanın her dönemine ışık tutabiliyor. Biz daha çok geçmişe ışık tutanları görüyoruz. Peki ya bir film geleceği ve içinde bulunduğumuz zamanı anlatıyorsa? Bir sosyolog gibi toplumu gözlemleyip, ilgiyle takip edilen astrologlardan ve kapılarında sıra olunan falcılardan daha fazla şey anlatıyorsa? Filmlere, kitaplara ve diğer sanat yapıtlarına medyumlar kadar ilgi göstermesek de bu mümkün. Geçmişi, zamanı, verileri ve gözlemleri sistemli bir şekilde bir araya getirip geleceği ön görmek mümkün. Ortam gerildiğinde, kimsenin birbirine tahammülü kalmadığı dönemlerde kıvılcımı önceden görmek mümkün. La Haine (1995) filminde Fransız yönetmen Mathieu Kassovitz tam olarak böyle yapıyor.

1- Buraya Kadar Her Şey Yolunda

Elli katlı bir binadan düşen adamı bilir misiniz? Sürekli şunu tekrarlıyormuş: “Buraya kadar her şey yolunda, buraya kadar her şey yolunda…” Elli katlı bir binadan düşen bir adamın hikâyesini değil, elli katlı binadan düşen bir toplumun hikâyesini anlatıyor yönetmen bize. Film, Fransa’nın banliyölerinde yaşayan üç arkadaşın günlük yaşantıları ve başlarından geçen olayları anlatıyor. Bu üç arkadaşın üçü de azınlıklardan seçilmiş ve filmde kendi isimleriyle oynuyorlar. Gerçekte de o azınlıklara mensuplar. Vincent Cassel, Vinz ismiyle bir Yahudiyi; Hubert Kounde, Hubert ismiyle bir siyahiyi; Said Taghmaoui, Said ismiyle bir Arap Müslüman vatandaşı canlandırıyor.

Film gerçek protesto görüntüleriyle açılıyor. Polis karşısında dans edenler, polisin saldırdığı ve polisle çatışan insanlar.  Filmdeki olaylar banliyölü bir gencin vurulmasıyla başlıyor. Sokak çatışmaları ve olaylarla devam ediyor. Üç kahramanımız, bu olaylar sırasında arada kalmış bir biçimde hayatlarını sürdürüyorlar. Polislerin, beyaz yakalı ve elit Fransızların banliyöde yaşayanlara bakışını film içinde fazlasıyla görüyoruz. Bu bakışlar, aynı şekilde banliyönün sorunlarını, sıradanlaşan uyuşturucu, hırsızlık gibi olayları ve oradaki uslanmaz insanları ve onların yanlışlarını da gösteriyor. Film, iki taraftan da olaylara bakmayı başarıyor. Filmde işlenen banliyö sorunlarını sıralarsak: Uyuşturucu, yoksulluk, hırsızlık, işsizlik ve bu insanların aynı bölgede sıkışıp kalması, medya yayınları, ceza ve adalet sistemindeki çarpıklıklar.

La Haine: Hubert, Said ve Vinz.
La Haine: Hubert, Said ve Vinz

2- Fransız Banliyölerinde 2005 Ayaklanmaları

Filmin içindeki gerilimi çatışmaya dönüştüren olay, bir gencin vurulmasıyla ortaya çıkıyor ve ateş tüm bölgeye hızla yayılıyor. Filmin çekim tarihi 1995, filmden yaklaşık on yıl sonra 2005 senesinde tahmin edin ne oluyor? Bu olaya birebir benzer bir olay yaşanıyor. Siyahi, Müslüman ve beyaz üç genç kimlik kontrolü yapan polisten kaçıyorlar. Sığındıkları elektrik trafosunda gençlere elektrik çarpıyor. Zyed Benna (17) ve Bouna Traoré (15) elektrik çarpması sonucu ölüyor, Urfalı Muhittin Altun ise ağır yaralanıyor.

Fransa 2005 Olaylarında ölen ve yaralananlar
Zyed Benna (17) ve Bouna Traoré (15) elektrik çarpması sonucu ölür. Urfalı Muhittin Altun ise ağır yaralanır.

Bu olaylardan sonra Fransız banliyölerinde son derece şiddetli protestolar ve çatışmalar yaşanıyor. Yaşanan gerilim ve sorunlar aynı filmdeki gibi toplumsal patlamaya neden oluyor. Yüzlerce araç ve kamu binası zarar görüyor. Dönemin başbakanı Nicolas Sarkozy olayları dindirmek yerine çıkıp enteresan bir açıklama yaparak olaylara karışanları ayak takımı olarak niteliyor. Tahmin edebileceğiniz gibi olaylar dinmiyor.

Dünyada yaşananlar ne kadar birbirine benzer değil mi? Değişen coğrafyaya ve geçen yıllara rağmen olaylar ve siyasilerin konulara bakış açısı aynı. Toplumu iyi okuyup, düzgün çözümler üretemiyorlar. Aynı olaydan üç yıl sonra 2008’de, Atina’da Alexandros Grigoropoulos (15) polis tarafından vurularak öldürülüyor. Yunanistan’da da son derece büyük protestolar gerçekleşiyor. Aynı olaydan beş yıl sonra 2013’de ise Türkiye’de benzeri olaylar yaşanıyor.

3- La Haine’de Görüntü, Senaryo ve Film Üzerine

Filmin görüntüsü ve senaryosu nakış gibi işlenmiş adeta. Benim en çok dikkatim çeken iki sahneden biri vertigo hareketinin kullanıldığı sahne, diğeri ise Taxi Driver (1976) filmine gönderme yapan ayna sahnesi. İkisini de altta paylaştım, izleyebilirsiniz. Filmin gerçeklik hissini arttırması için siyah beyaz çekildiği söyleniyor. Bazı sekanslarda da uzun sahnelere sıkça yer veriliyor ve film sizi buralarda daha rahat içine çekiyor.

1- Vertigo

2- Ayna Sahnesi

Senaryosuna gelirsek, müthiş bir öngörü ve çevre gözlem içerdiğini söylemiştim. Yönetmen aynı zamanda filmin senaristi  Mathieu Kassovitz. Kendisi Paris doğumlu bir Yahudi olduğu için karakterleri yaratırken ve senaryoyu yazarken konu sıkıntısı çekmemiştir. Fakat filmin müthiş disiplinli bir çalışma olduğuna dair hiçbir şüphem yok. Bu emeğin karşılığını da 1995 yılında  Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’ne sahip olarak alıyor. Aslında Mathieu Kassovitz’i hepiniz tanıyorsunuz çünkü kendisi aynı zamanda oyuncu. Sinemayla ilgisi olan, olmayan birçok gencin âşık olduğu Amelie filminde Nino Quincampoix karakterini canlandırıyor. Oradaki performansına da, Amélie (2001) filmine de bir şey diyemem. Keşke yönetmen olarak, filmiyle de kendisini tanısak. “Amélie filmi mi? La Haine’in yönetmeninin da oynadığı film değil miydi?” derler mi bir gün? Belki derler.

1 Yorum

  1. […] *Favori filmim Le Haine ile ilgili yazıyı da bonus bırakayım şuraya; Bir Film Geleceği Gösterir Mi? Le Haine ve Sonrası […]

Bir cevap yazın