Ikea Yol Ver: Dünya bir Mağaza Değildir

Abdülkadir Polat

Abdülkadir Polat Hakkında

1992 İstanbul doğumlu yazar, 2015 yılı Marmara Siyasal mezunudur. Edebiyat, sinema, felsefe, teoloji alanlarında düşünsel yazılar yazmaktadır.

Son zamanlarda üzerine bastığım her adımın altından tarihsel sürecin kalıntıları fırlıyor. Normal mi? Sinema, makale, reklamlar, şarkılar, teknoloji marketin kaçırılmaması gereken fırsatlar dünyası ve son yaptığım başarısız iş görüşmesi de dahil. Üzerine düşünmeye çalıştığım ve düşünemediğim ne varsa aynı taşa çarpıyorum. İşin kötüsü bir yerim kanamıyor ve acı dahi hissetmiyorum. İlişkilendirmek üzerine trifaze düşündüğüm ve endüstriyel dünyada bulamadığım tüm çözüm yöntemlerinin, kapıldığımız akım içinde kendini unutturduğu gerçeğiyle barışmaya karar verdim kalan yaşlarımda. (İnsanların ne garip film izleme heyecanları var).

Kölelik teması üzerine edebiyat, sinema ve din etrafında yuvarlanmadan inmeye çalışacağım bir tepeden:

Kıvık Kanepe ‘’Gençliğimiz İçin’’

İkea’yı herkes bilir. Sıradışı bir sıradanlık yaratan modern hayat bize İsveç’in renklerini, İsveç köftesini, Volvo’yu hatta Boşnak asıllı olsa da İbrahimoviç’in Ajax’ta attığı o muhteşem golü sevdiriyor. Tek kişilik aileler gelecek plânlarında olmayan saçlarına ak düşürür ve yere düşmeden eriyen, Ikea iktisat da biliyor, muhteşem, henüz kimsenin gözlerinde kaybolmadan kayboluyorsun bol çeşitli kocaman mağazasında:

Acilen çıkmam gerek mağaradan.

Çıkış kapısını bulamıyorum mecburiyet caddesi,

İkea yol ver ! Zaman hırsızı, çalgıda seçici.

Ahmet Murat’ın ikea şiirini bilirsiniz. Sonradan kendisinin de anlattığı ve açıkladığı gibi yeterince Batılı, yeterince yalnız, yeterince doymuş olmakla ilgiliydi birtakım şeyler. Şeyler: çok çalış, çok yorul, dolayısıyla mükemmel ve işlevsel eşyalarınla yaşa. Çok çalış. Evlenmene gerek yok. Çoluk çocuk, torun torba. Gerek yok. Aile, akraba, iyi gün -kötüsü yok-. Peşin bir yalnızlıkta gönüllü olmak yazılıyor alış verişlere. Köleliğin kendine dönük boyutu. İstifa etmek isteyip edemeyen herkese gelsin.

Truman Show: Truman, Kölem Olur Musun?

Bütün hayatın gözbebeklerimde büyüyecek.

İnsanın büyümeyen tek organı gözleri. Bakışların ise benden habersiz büyüyebilir. Aşık olabilirsin beni görmeden. İstesen de gösteremezsin. Kendi isterse görünür ancak. Alırım elinden yoksa aşkını. Efendinim ben senin. Dünya ile aynı anda, naklen, efendin. Baktığın her yerde bir el yoksa da kamerası. (Osman Konuk / Kır Düğünü). Sana bir dünya kurdum, içinde ağzındaki köpükleri sterilize edilmiş sadık oyuncularım var. Kendimce dünyanın özetini çıkardım ve sana önemli yerleri tekrar etmene gerek yok diyorum. Truman, yaşamana gerek yok diyorum bu dünyada. Gel öldürelim zamanı. Benimle doğdun, dünya ile aynı anda, benimle öl. Nasılsa dünya da arkanda.

02 Melih, Tülin-Caner, 105 Bayhan, Kaynana Semra, buralarda senden sonra hayat bulacak, sana bir kere doğup milyonlarca kez yaşama şansı veriyorum. Kurmadığın düzeni bozmaya gücün yetmez. Aşkını kaybetmeye tahammülün. İkea’dan henüz reklam almadım, Sıtarbaks’tan kahve. Sence de monotonluğa itiraz etmeyecek kadar rasyonel değil misin?

Keşfedeceksin de ne olacak Truman. Kendini nerede bulacaksın. İnsan kaç adımdan oluşur? İsmin, gideceğin her yere senden önce gidecekse. Gitme. Bu kötü, yorucu olmayan, gerçeğin birebir kopyası ömrümüze geri dönelim, ses etme. Yani kalbinin sesini dinleme.

Herkes tarafından tanınmanın insanı soktuğu dünya hapsi. Hepimizin neredeyse istisnası kalmadan görünür olma imanı, yeni kazanılan bir kölelik alışkanlığı.

Üvey Evlât

1814 yılında Dünyada köle ticareti yasaklandı. Güya. Cümleyi öğelerine ayırdığımızda bir üvey evlat çarpıyor gözüme. Köle. Ne üvey ne evlât. Köleliğin ticareti:

Milletlerarası alanda insan haklarının gelişmesi daha yavaş olmuştur. 1885 yılına kadar Batı dahil dünyada köle ticareti varlığını hem hukuken hem de fiilen sürdürdü. 1885’te İngiltere’nin öncülüğüyle köleliğin değil köle ticaretinin milletlerarası alanda yasaklanmış olması insanî olduğu kadar ekonomik sebeplere de dayanıyordu. Amerika kıtasındaki sömürgelerini kaybeden Avrupa, başka yerlerdeki sömürgelerinde köle ticareti olmadan da ucuz emek sağlayabiliyordu. Köle ticaretinin yasaklanması ile ucuz emeğin başka ülkelere gitmesi, böylece rakiplerinin ucuza üretim yaparak dünya pazarlarında kendileriyle rekabet etmesi önlenecekti” (İslâm Ansiklopedisi, İnsan Hakları Maddesi).

Tabii ki İngiltere. Tabii ki dünyanın güneşliğini kafasına göre kapatıp açan. Yani diyor ki ben doydum, herkes kalksın soframdan. Ben acıkana kadar yemek pişirilmesin. Kimin ne zaman acıkacağını ben söylerim. Köle ticareti yasaklanmış olabilir. Kölelik artmaya devam. Uluslarası göç. Gelir dağılımı eşitsizliği. Post kolonyal, yeniden oluş, üçüncü dünya ilk ikisi varmış gibi. Üzerime eskimeyecek bir hırka geçirip tedricen yola revan olasım, rövanşına çıkılamamış bütün deplasmanlarda depar atasım ve Proudhon’a şerh düşesim geliyor: mülkiyet hırsızlık değildir, mülkiyet hırsızlığı hırsızlıktır.

Kelimenin anlamı da değiştirildi nedense. Ses etmeyen, kendi halinde adamlara “Efendi” deniliyor. Bir de vasıfsız işlerle iştigal eden alt gelir grubuna mensup bireylerin kendisini eyleyen emirleri ‘’Efendi’’ diye hitap ederdi Yeşilçam’da ve gerçek hayatta.

Ve Veda

Çocukluğumun ve hayatımın filmi Çağrı’dır (The Message, 1976). Çok fazla insan gibi. Sıradan ve zirve özdeşlik. Süreklilik ve taze hissiyat başka bir filme çok az nasip olur insan hayatında. Saymayı unuttuğun gösterimler ve matematiğin ortamı terk edişi. Ramazan akşamları, herhangi bir ulusal kanal, o zamanlar soba var –doğalgaz gelmemiş-, yanıyoruz gibi ama çöl sıcağında, Bilal’le taş gövdemizi eziyor, ilk şehitlerin kararlılığını gözlerimiz uğurluyor peşinden su dökerek. Anlatı ve örnek hayat biyografisini çözemiyorum o zamanlar, onlar yaşadıkça silinen tozlar olarak çözülebiliyor ancak. Kırk sayısı büyüyor bir anda: kırk yaşında, kırk inanmışla, içine doğduğu dünyanın kalıplarını kırıyor. Hz. Hamza’nın kargaşayı dağıtan gelişi ve bir daha gitmeyişi, haklıyken haksız duruma düşmemek için bileği de bileyli olmalı zihin, en çok da zayıflar Habeş Kralı’na sığındığında: “amr, seni karnında taşıyan anaya saygın bütün kadınlara yansımalı”.

Filmin ve birçok hissin finali, henüz Magna Carta yazılmadan (1215), ya da Bill of Rights (1689), 1789, 1948… hiç biri yazılmadan söylenmiştir: “Arabın Arap olmayana, kırmızı tenlinin siyah tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır”.

Yazının başlığı: Dünya’ya Fransız kalamamış bir Fransız’ın sözü.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.