37. İstanbul Film Festivali İzlenimleri – Geç Kalınmışlığın Hüzünlü Komedisi: Longing (2017)

37. İstanbul Film Festivali’nin Dünya Festivalleri seçkisinde yer alan Longing (Hasret, 2017), İsrailli yönetmen Savi Gabizon’un on dört yıl aradan sonra senaryosunu yazıp yönetmenliğini yaptığı ilk film. Gabizon’un “aile kurumunu ele alan son derece hüzünlü bir komedi filmi” olarak tanımladığı Hasret, özellikle senaryo anlamında ilham verici bir film olarak değerlendirebilir.

Film, Tel Aviv’de fabrikatör olan orta yaşlardaki Ariel’in yirmi yıl önceki beraberliğinden on dokuz yaşında bir oğlu olduğunu ve oğlunun bir hafta önce trafik kazasında yaşamını yitirdiğini öğrenmesiyle açılıyor. Babasından devamlı şiddet gördüğü için hiçbir zaman baba olamayacağını düşünen Ariel, bir oğlu olduğunu ancak onun yaşamını yitirmesinden sonra öğrenmiş oluyor.

Ariel’in oğlunun yaşadığı taşra kentine gidişiyle birlikte filmin ana teması olan babalık kavramı da filizlenmeye başlıyor. Oğlu Adam’ın sorunlarla dolu yaşamını araştırmaya başladıkça birçok suça bulaştığını öğrenen Ariel diğer yandan da onda toplumun keşfedemediği cevheri yakalıyor. Oğlunun çaresizlikten kaynaklı suçlar işleyen ve toplumun dışına itilen bir genç olduğunu, ancak tüm bunlara rağmen çok güzel piyano çaldığını öğrenip okuldan atılmasına sebep olan Fransızca öğretmenine yazdığı aşk şiirlerini okudukça yetenekli bir şair olduğunu fark ediyor.

Bu noktada seyirciye “doğru ebeveyn olmak nedir” sorusunu soran film, seyircinin de bunu kendine sormasına aracı oluyor. Doğru ebeveynlik toplumun/sistemin dayattığı formda çocuklar yetiştirmek midir yoksa sistemin dışına atılsa dahi yetiştirdiğin çocuktan memnun olmak mı?

Ariel’in oğlu için bir şey yapma çabasıyla taşrada geçirdiği günler birçok yan hikâyeyle gelişse de bunlar derinleşmeden film yine babalık teması üzerinden akmaya devam ediyor. Yönetmen Savi Gabizon, Ariel’in geç kalmış babalık duygusunu keşfiyle seyirciyi soktuğu hüzünlü dünyayı son derece naif ve kalabalıkları kahkahaya boğacak komedi unsurlarıyla besliyor. Ariel’in, oğlunun mezarının başındayken kaderi kendisiyle eş başka bir babayla tanışması ve eski bir Çin geleneği olan “genç yaşta ölen çocukların aileleri tarafından evlendirilmesi”nin Ariel’in gündemine girmesi, filmi seyirciyi ağlarken güldüren bir hâle sokuyor.

Babalık kavramını şimdiye değin işlenmemiş bir bakış açısıyla işleyen, üç boyutlu karakterleriyle seyirciyi filmin içine dahil eden Hasret, ilham verici senaryosuyla festivalin en akılda kalıcı filmlerinden biri hâlini alıyor. Senaryosundaki yaratıcılık ve başarıyı filmin sinematografik dilinde görmemiz ise maalesef pek mümkün olmuyor. Fotoğraflar estetikten yoksun oluşturulurken, yönetmenin alışılagelen kamera diline özgün herhangi bir müdahalesinin olmaması da filmin biçimsel eksikliklerini oluşturuyor.

2017 yılında İsrail Sinema Akademisi’nin En İyi Senaryo ödülünü verdiği filmin beyazperdede inceliklerle örülü, hem ağlatan hem de güldüren bir film izlemek isteyenler için çok doğru bir tercih olacağını düşünüyorum.

Yazar: Gizem İbak

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.